Ben suçlarımı düşünüyordum.
Ahlarımı, eyvahlarımı, günahlarımı...
Ölmek kötü değildi demek ki, suçlarınla ölmek
kötü.
Yoksa yüzü ak olan neden korkacaktı ki!
Canı sıkılmış olduğu zamanlarda birkaç kere kendisiyle sinemaya gitmiştik. Filmi sonuna kadar seyretmeye asla tahammül edemez, daha başından itibaren rejisörü ve artistleri tenkid eder ve filmin sonunun neye bağlanacağını derhal tahmin edip söylerdi. Denilebilir ki; bu keskin zekâ hem kendisini ve hem de etrafını rahatsız eden, O'nu müşkülpesent kılan bir seviyedeydi.
Herkesi kendisi gibi görmek isteyen Üstâd'ın en tahammül edemediği şey aptallıktı. Böyle birine rastladığında onu en pespâye kelimelerle haşlardı. Hele bu O'na bağlı bir gençse...