Bu cadde inişli çıkışlıdır. İnişlere rastlayıp da karanlıklara daldıkça bağırma. Cadde devam eder, yer yer lambalar görülür: Güneş, yıldızlar, kadınlar, pencereler, fenerler, açık kapılar. Gece vakti, tek başına, yarım saatçik siste kaldım diye bağırma. Başkalarına rastlaman daima mümkün.
...Bu yeryüzü insanları pek gariptirler. Kendilerini önce suya atarlar, çılgın gibi ölümdedir gözleri. Derken bir başka iki bacaklı, karanlıktan tesadüfen çıkar gelir; eteklikli, göğüslü, uzun saçlı biri. O zaman yaşamak birdenbire yine çok güzeldir, tatlıdır. O zaman hiçbir erkek ölmek istemez. O zaman artık hiç ölü olmak istemezler. Birkaç tel saç yüzünden; beyaz bir ten, birazcık kadın kokusu uğruna. O zaman ölüm döşeklerinden kalkarlar, şubatta on binlerce geyik gibi zindedirler. O zaman bu lanetli, boş, sefil yer yuvarlağında yaşamaya dayanamadıklarını iddia eden, sular içinde o yarı ölüler bile dirilir. Sulardaki ölüler yine kımıldamaya, yürümeye başlarlar... Hepsi o bir çift göz, o bir parça yumuşak ve sıcak sevgi, o ufacık eller, o narin boyun uğruna. Hatta sudaki ölüler bile. Ah bu iki bacaklılar, ah şu dünyanın bu pek garip insanları...
...
Neden mi ilginç ve önemli? Çünkü kadınlar gerçek hayatta ilginç ve önemlidir. Doğanın sonradan aklına düşen bir fikir, insanlığın kaderinde ikincil oyuncular değil kadınlar. Her toplum da bunu her zaman bilmiştir. Doğurabilecek kadın yoksa, insan türü yok olur. Bu yüzden kadınlar, kızlar ve çocukların kitlesel tecavüzü ve öldürülmeleri, soykırım savaşlarının ve bir halkı ezmek ve sömürmek amacı taşıyan diğer seferlerin ayrılmaz bir özelliği olmuştur. Bebeklerini öldürün, bebeklerini kendinizinkilerle değiştirin, tıpkı kediler gibi; kadınlara yetiştiremeyecekleri veya kendi amaçlarınız için onlardan alacağınız bebekler doğurtun, bebekleri çalın -yaygın, kadim bir motiftir bu. Kadınların ve bebeklerin üzerinde denetim, gezegenimizin üstündeki her baskıcı rejimin bir özelliği olmuştur. Napolyon ve "yem askerleri", kölelik ve sürekli beslenen insan mamulü -hepsi de buraya uygun. Zorla doğumu savunanlara şu soru sorulmalı: Cui bono? Kimin yararına? Bazen bu sektör, bazen öbürü. Asla hiç kimse değil.