Gerçekte Hak Teâlâ nefis denen bu eşsiz özelliği ham bir hazine olarak insana vermiş ve ona bu nefsi terbiye etmeyi, dizginlemeyi ve istikamete sokmayı emretmiştir. İşte bu yapılabildiği takdirde nefis sırlar hazinesinin kapılarını açan bir anahtar oluverir. Onunla kâinatın tılsımı açılır ve sırları anlaşılır.
"Senün nûrun gören gözler ne ay gözler ne yıldızlar
Senünle gece gündüzler ziyâdur ya Resûlallâh"
(Seni gören gözlerin artık ay ve yıldız diye bir derdi olmaz, zira seninle birlikte gece ve gündüz artık nurlanıp aydınlanmıştır).
İmam Suyûtînin El-Câmiü's-Sağîr adlı eserinde zikrettiği bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (sallallahu 'aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
"Her kim ki birine âşık olur fakat iffetiyle o muhabbeti gizler ve yine o halde iken vefat ederse, şehid olarak ölür."
...Aşk yüzünden ağlamanın sebebi bu âlemle ilgili değildir. Bundan dolayı derdin çaresi bulunamıyor ki, göz yaşının sebebi de ortadan kalkabilsin. Nitekim hem çaresiz ve hem de gerçek bir aşka ağlayana: "Ağlama!" demek, onu daha da fazla ağlatır. Çünkü ağlamaktan başka çare ve çıkar yol kalmamışken, o da güya bu emirle âşığın elinden alınmaktadır.