"İnsanoğlu teknolojiyle, fotoğraf kareleriyle zamanı dondurmaya çalışırken, hayatın tüm gerçekliğini geri döndürülemeyecek biçimde ıskaladığını fark etmez."
"Anılarımız nerede?
Ellerine sıkışıp kalan düşlerim.
Sesinle aldığım nefes.
Şu uçan kuşlar,üstümüzdeki gök.
Ve ışığında kaybettiğim renkler.
Tam da sevmeyi seninle öğrenmişim gibi..."
Gerçeği söylemek insan bağlarını güçlendirirken, aşırı dopamin sağlayan uyaranlara bağımlı hale gelmek tam tersine, insan ilişkilerini zayıflatır. Bağımlılık tüketimi yalnızlığa ve kayıtsızlığa yol açar çünkü alınan madde, insan ilişkilerinden doğan doğal ödülün yerini alır.
Gerçeği söylemek insanları bize yakınlaştırır, özellikle de kendi kırılganlıklarımızı açığa çıkarmaya cesaret ettiğimizde. Bu, içgüdüsel olarak beklenmedik bir durumdur çünkü genellikle, kusurlarımızı ve hatalarımızı ortaya dökmenin insanları bizden uzaklaştıracağını düşünürüz.
Acıya ara ara maruz kaldığımızda doğal hedonik çark haz tarafına kayar; böylece zaman içinde acıya karşı daha dirençli hale geliriz ve hazzı daha fazla hissedebiliriz.