Bütün bu inat karşısında Kertiş Ali şaşkına dönmüştü. Kendisi de köylüydü. Bunca yıl dayak atmak işi gücü ve hem de en yüce uğraşı olmuştu. Ona göre dayak candarmanm en kutsal işidir. Ve hem de cennetten çıkmadır, bu millet dayak üstüne bina edilmiştir, bu köylünün üstünden bir gün olsun dayağı eksik edersen bu ülke batar, diye öğrettiklerinden bu yana, Toroslarda, Orta Anadoluda, Doğuda, Güneydoğuda fırtınalar gibi eserek, görülmedik dayaklar atarak bu vatanı korumuştu. Fakat şu son aylardaki gibisi hiç başına gelmemişti. Hangi köylü delikanlısına sorsa, adım Memed, diyordu da başka bir şey demiyordu. Dövüyor, dayaktan işetiyor, yatalak bırakıyor, onların ağzından gene de Memedden başka bir sözcük çıkmıyordu. Bir de bunlar, ne kadar dayak yerlerse yesinler, ölüyorlar gidiyorlar, ne bağırıyor, ne inliyor, ne de ağızlarından soluktan başka bir şey çıkıyordu. Çoğu da, son solukta olsalar bile, benim adım Memed, derlerken, gülümsüyorlar. Haydi bir köyün, iki, üç, dört köyün insanları serttir, olabilir denebilirse de... Kertiş Ali Çukurovadan bu yana, bir işkence, bir ölüm yeli gibi esiyor, bir Allahın kulu çıkıp da, benim adım Ali, ya da Hüseyin, İbrahim demiyordu.