Sisli bir şehir yalnızlığım
Kelimelerimin üstünde çiğ tanesi
Adı yok sanı yok acılarımın
Hangi yana dönsem hüzün
Nereye baksam bir yağmur damlası
Kime neyi nasıl anlatabilirim ki
Onlar buğulu pencerelerinin ardından bakarken
Kime neyi nasıl anlatabilirim ki
Rengarenk çiçekleri olan bahçelerim vardı
Şimdi ise her bir çiçeğin şahidesi var
Herbirinin üstünde hüznümün yazılı olduğu
Söyleyin kime neyi nasıl anlatabilirim ki
Hem enkazın altında kalan
Hem de üstünde acısını yaşayan bir ben varken
Sesim de soluğum da rüzgarın uğultusuna kapılmışken
Sessiz çığlıklarımı kime nasıl duyurabilirim ki
Yüreğimin dermanı bitti
Yüreğimin sesi kısıldı
Yüreğim
Yüreğim bin parçaya bölündü
Bini de binbir yere savruldu
Söyleyin kime neyi nasıl anlatabilirim ki
. . .
. . .
. . .
İçinde her şey çiçek pıhtılarına dönüşecek.
Bir gün gelecek hiç ağlamayacaksın.
Yüzün çatlayacak susuzluktan, şeytanın çatlamayacak.
Bilecek ve söylemeyeceksin.
Annem gidip sorsun bari okuldaki durumumu tanrıya
Kızınız öfkesi koşunca yakalayamıyor hanfendi Kalbi delik, dikizliyor durmadan hayatı ordan.
Kızınız lekelere peygamber oldu hanfendi Çarmıhı gevşemiş, çivi arıyor
Kızınız kendini limon küfü sanıyor karıncalara karşı
Küfrediyor "iyi ya" diyor sonra Edip Amcası gibi Kaçsınlar puştlar.
Kızınız mânâyı fazla zorluyor
Terkibinde takriben 1503 litre tuz ruhu var.
Hangi mânâ dayanır aside hanfendi, eriyor.
Olmuyor hanfendi olmuyor
Sizin bu kızınız var ya kendini yangın kovası sanıyor
Siz orda uyuyun hala.
Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken Annem uyandırılıyor uykusundan
Üzgün dönüyor hep cennete veli toplantısından.
Şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor.
İyiyim falan diyorum sana ama
Bunlar hep sen yanımda olmadığından .