Öncelikle fillere, boynumda fil kolyesi taşıtacak kadar derin anlamlar yüklemiş bir insan olarak bu sevgiye bir süre ara vermeyi düşünüyorum zira kitabı bitirmekte de epey zorlandım:)
Bu sebeple mi bilmiyorum ama kitap bana pek akıcı gelmedi. Evet aktarılmak istenen asıl konu, asıl mesaj çok etkiliydi ve kitapta üstü kapalı konuları anlamlandırmaya çalışmak çok güzeldi. Bazen güldürücü, bazen düşündürücü, bazen de öfkelendiriciydi ama bu mesajları aktarırken birçok yerde kavramsal hata yapılmış, anlatımdaki bütünlük tam anlamıyla sağlanamamış gibi geldi. Acaba böyle mi olması gerekiyor yoksa anlatım mı yetersiz diye düşündüm ama bir neticeye varamadım. Konu güzel, işlenişi de güzel lakin hikayeleştirme de bir tık yetersiz kalınmış(bana göre) o da sanıyorum ki aynı şeylerin sürekli tekrar etmesinden ve bazı tutarsızlıklardan kaynaklı.
Kitapta ne anlatıldığına dair ne yazsam diye çok düşündüm ama sanırım pek bir şey yazamayacağım çünkü açık açık söyleyebileceğim ve herkesin aynı ölçüde, aynı fikirle; anlayabileceği, okuyabileceği bir kitap değil. Bir çocuk okursa; filler ve karıncalar arasında geçen bir masal der. Bir yetişkin okursa; diktatörler ve kölelerin çatışması der. A fikirli başka bir şey, B fikirli başka bir şey…
Ben bir yetişkin gözünden anlatacak olursam kısaca şunları aktarabilirim; kitaptaki fil figürü otoriteyi, karınca figürü ise halkı temsil ediyor. Kitap, başından beri otoriteyi elinde tutmak isteyen filler sultanının karıncaları nasıl köleleştirdiğini; zihinlerini nasıl bulandırıp, yalanlara nasıl inandırdığını işliyor. Filler sultanı sözlüklerden “sömürge” kelimesinin silinmesini ister ve özgürlük naraları atar. Bu zırvalıklara inanmış görünüyor olsalar bile aslında karıncalar da, zaman zaman gerçeklerin farkına varıyorlar fakat tepki