Dünyanın, olanca uğultusuyla kafasının içinde döndüğünü, çıldırmak üzere olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ter içindeydi, ama bedeni buz gibiydi. Tüm gürültünün kafatasına sıkışıp kalması ve dışardan hiçbir şey işitmemek... Düşündükçe yüreğim sıkışıyor...
Pencereye dokunan kar tanelerinin gerisindeki karanlığa baktı. Neden bu kadar yalnız hissediyordu?.. Niçin bu kadar keskin ve ağırdı yoksunluk hissi? Kalktı. Pencereye yürüdü. Hâlâ sağlam kaslarında bir güçsüzlük, tüm bedeninde derinden tek bir ağrı vardı sanki. Çıplak ayaklarının ve baldırlarının etrafında dolanan soğuk havayı duymuyordu bile. Kar taneleri, pervazlara dokunur dokunmaz, kükürt mavisiyle, sedef pembesi arası pırıltılar çıkararak akıp gidiyorlardı.
"Sevgi böyledir. Etrafında sorumluluğu altında hissettiği birilerinin olması, kişiyi koruduğu hayatların kahramanı yapar. Kültürümüzde buna diğerkamlık denir. Ebeveynler, çocukları için nasıl hayatlarından seve seve vazgeçebiliyorlarsa, ailelerden oluşan toplumların ve devletlerin liderleri olan Türk hakanları da, halkları için canlarından geçmiş, milletlerinin menfaati adına kendilerininkileri yok saymışlardır. Bu Türk hanedanlarında kalıtımsal bir hakikattir.