Ben bir Müslümanım ve öyle de kalacağım. Kendimi dünyada İslam'ın tesisi için savaşan biri gibi hissediyorum ve hayatımın sonuna dek böyle hissetmeye devam edeceğim. Çünkü bana göre İslam, güzel ve asil olan her şeyin bir diğer adı, Müslüman halklar için daha iyi bir hayata yönelik bir güvence ya da umudun, Müslümanların özgür ve şerefli yaşayabilmelerinin ismi, kısacası benim inancıma göre yaşamaya değer olan her şeydir.
Ölüm, iştiyaklı kimselere bir tesellidir. Sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir vesiledir. Şu ayet-i kerime bu manadadır:
"Kim Allah'a kavuşmayı arzularsa, şüphe yok ki, Allah'ın tayin ettiği o vakit herhalde gelecektir." (29/5)
Yalnızca ölüm gerçeğini hesaba katan bir felsefeye gerçek felsefe denilebilir. Aksi halde, gerçekliği su götürmez tek gerçek olan ölümü es geçerek hayattan sahici bir şekilde bahsetmek mümkün müdür?
Hakiki sanatçıların eserlerinin, özünde otobiyografik olduğunu söylediğimizde, elbette kahramanlarının başına gelen maceraların yazarın kendi hayatından olaylar olduğunu kastetmeyiz. Kastettiğimiz şey ruh hali tasvirlerinin, özellikle de ikilemlerin, şüphe ve acıların kendi hayatlarının tasvirleri olduğudur. Zira, şimdiye kadar hiçbir yazar bir başkasının acısını tarif etmemiştir ve bu mümkün de değildir. Yazarın tarif ettiği acılar bizzat kendisine aittir, geçmişte veya şimdiki zamandadır fakat bir başkasının değil, onundur. Bu açıdan baktığımızda her roman, özü itibariyle otobiyografiktir.