Beyza Gencer

Beyza Gencer
@Bir_nevi
Gitdi maʿnâ zamân-ı sûretdür...
مُدَرِّسَةُ الحَافِظَاتِ
İlahiyat
17 Şubat 1998
853 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
Bugünkü Talimül Müteallim Tercümesi ve Arapçası dersinden bir cümle. “Kim dua ile rızıklandırılmışsa (kendisine dua nasip edilmişse), icâbetten mahrum edilmez.”
Beyza Gencer
#306723753
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Beyza Gencer
#302240641
Yanlış kültür politikası
Aklı başında hiç kimse, "millî" ve "beşerî" tecrübenin de. ğerli mahsüllerinden, kendi milletinin mahrum kalmasını istemez. Bu sebepten, realist "devlet adamları" ve "aydınlar", bir taraftan “kendi millî klasiklerini" genç nesillere aktarırken, diğer taraftan "yabancı kültür ve medeniyetlerin klasiklerini" de kendi dillerine çevirirler. Böylece yetişmekte olan nesilleri, "millî şahsiyet temeli" üzerine oturttuktan sonra, onları "Dünya klasikleri" ile tanıştırır ve ufuklarını genişletirler. Böyle bir kültür politikasının faydaları açıktır. Çünkü, bu suretle, hem "milli kültürün" temel değerleri genç nesillere kazandırılır, hem de bu temel değerler, "yabancı kültür ve medeniyet değerleri" ile zenginleştirilmiş olur. Belki de bu tip bir eğitim şekli, genç nesillere "milli kültürü çağdaş seviyede geliştirme" şevk ve iradesini vermede en kestirme yoldur. Eğer, eğitimden maksat, "yabancılaşmadan çağdaşlaşma" ise, böyle bir tutuş zarurîdir. Aksi halde, genç nesilleri, "millî klasiklerden" mahrum bırakan bir kültür politikası, yabancılaşmalara yol açar. Bunun gibi, genç nesilleri, "Dünya Klasiklerinden" mahrum bırakmak da gelişmenin ve çağdaşlaşmanın yolunu tıkar. Artık, apaçık görülüyor ki, sağlam bir kültür politikası, önce "millî" ve "beşerî" tecrübenin dengesi ile sağlanır, sonra genç nesillere ve halk kitlelerine aktarılması ile gerçekleşir.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Beyza Gencer
#306664707
Mübtelâ olduğum gam u elemi Âdem etmez tahammül olsa hadîd ... Hırka-pûş-ı gam oldum eyleyeli Gönlümü pîr-i derd-i dehre mürîd Osman Nevres
Beyza Gencer
Münhedim seyl-i gamla hâne-i dil Münkatı ye’s-i hemle habl-i verîd Ne ten-i hastede nişân-ı şifâ Ne dil-i zârda ümîd-i nüvîd
Sükût; lakin mucibince...
Kısaca, sükût etmek selamettir: asıl olan da budur. Bununla birlikte, dinin susmayı yasakladığı bir yerde sükût etmek insana pişmanlık getirir. Şu halde kula gereken, bu konuda dini dikkate almak, onun emir ve yasaklarına göre hareket etmektir Yerinde susmak, büyük insanların sıfatıdır. Aynı şekilde yerinde konuşmak da en şerefli bir haslettir Üstat Ebû Ali Dekkâk'ın şöyle dediğini işittim: "Hakkın söylenmesi gereken bir yerde sükût eden kimse, dilsiz şeytandır."
Sayfa 271·Kitabı okudu
Beyza Gencer
#274440704