"Hindistan'a kaçan ve bir daha kendisinden haber alınamayan bir anneyle büyümek bir şeydi. Bunda bir kapanış , bir tür ölüm vardı. Ama Kanal'a giden trenle on beş durak ötede olduğunu fakat iletişim kurmadığını öğrenmek barbarcaydı. Ne kadar romantik düşünceye sahip olursam olayım, kalbim onun için ne kadar mazeret ya da müsamaha göstermiş olursa olsun, bir kibrit gibi sönüverdi.
"Şimdi hiç bilmediğim bir ülkenin bu kalabalık şehrinde , rengârenk evlerin bulunduğu sokaklardan birinde sürgün yıllarımızın ilk günlerini yaşamaya başladık. Şahı devrik Molla bir İran'da yaşamayı göze alamayan babamın her şeyi geride bırakarak Tebriz'i terk etme kararını sorgusuz kabullendik. İran'a karanlık çökeli tam bir yıl oldu."
" Dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul ise aceleci insanların sadece kara parçası olarak yaşadığı yer değildir. Bu şehir aynı zamanda koşarken düşerim korkusu olmayan gölgesizler topluluğunun başkentidir. Fabrikalarda metal , fırınlarda hamur, sanayide kumaş , hastanelerde ilaç kokuları iç içe geçip insan üzerine sindiğinde birbirine karışan tüm kokular gelgit etkisiyle garip bir denge sağlar ve böylece insan insana karışır. İlk tanışılan her zaman telaşların havada bıraktığı kokulardır. "
"Dünya, sabahın ilk ışıklarıyla koşuşturan ve güneşin son ışıklarının vurduğu ufka kadar kendi kalabalığından kurtulmaya çalışan insanların yaşadığı yerdir. "