Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye dahi sıkıştırsanız bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
Seninle ben birbirimizi unutsak dahi aslında hiç unutmayacağız.
Aramızda bir şey kalmasa bile hep bir şeyler kalacak..
Bir gün öldüğümde, bir yanım hep senin içinde yaşayacak.
Ama hiçbir sokakta
İskender Pala denince aklımıza genellikle tarihi ayrıntılarla bezeli, edebi yönü güçlü ve okuru bambaşka yüzyıllara götüren o derin anlatılar gelir. Ancak Soygun, yazarın bu klasik çizgisinin dışına çıkarak modern bir polisiye-gizem kurgusuna adım attığı farklı bir deneme.
Kötü bir kitap diyemem; yazarın kalemi ve anlatım becerisi yine kendini hissettiriyor. Ancak dürüst olmak gerekirse, İskender Pala’nın diğer eserlerinde beni içine çeken, sayfaları heyecanla çevirten o "alıp götüren" büyüleyici atmosferi bu kitapta tam olarak bulamadım. Kurgu fena olmasa da, yazarın alıştığımız o derin ruhu ve edebi yoğunluğu bu modern aksiyonun içinde biraz gölgede kalmış gibi geldi.
Farklı bir İskender Pala kalemi görmek ve hafif tempolu bir gizem hikayesi okumak isteyenler şans verebilir. Ama yazarın o eski, kalbe dokunan edebi büyüsünü arıyorsanız, beklentiyi biraz makul tutmakta fayda var.
Eklemeden geçemeyeceğim hikayede beni en çok üzen konu kitabın sonunda bazı sırların hala saklı kalmasıydı.
ömrüm sanki sayfaları atlanarak okunmuş bir kitap
öylece duruyor rafta
geniş bir zamanda bir kez daha okunacak bir kez daha okunduğunda fark edilecek bu sıkıcı fragmanın arkasındaki hakikat!
beni bu bunaltılardan kır civarlarına
yangınlardan çakır dikenlerine
sorulardan çam diplerine ve kalabalıklardan su kenarlarına
savuran neden
o zaman anlaşılacak.