Birce

Birce
@Bircem06
38 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Sokak çocukları
-ne cep karıştırmak, ne de çöp karıştırmak istiyoruz biz. . attığınız üç beş kuruşu alıp vicdanları rahatlatmak yerine, balık tutmayı öğretmenizdir tek istediğimiz.-
Şiir
Reklam
Dijital Bunalım -II-
paslı bir tren garının unutulmuş anonsuyum ben rayların arasında sıkışmış eski bir yaz akşamı çocukluğumun cebinde gazoz kapağı sesleri ve annemin balkonundan sarkan fesleğen kokusu şehir dediğin biraz egzoz biraz yalnızlık biraz da yağmurdan sonra parlayan asfalt değil mi hangi sokağa çıksam yüzüme kapanıyor çocukluk hangi sokağın adını değiştirseler adresini kaybediyor çocukluğum hangi vitrinde dursam içeri giremiyor kalbim bir adam tanıdım kravatını düğümlerken boğazına yıllar dolanıyordu sabah sekiz vapurunda çay içip ülke kurtarırdı akşam olunca eve bir poşet ekmek ve yorgunluk oğlu bilgisayar başında başka bir kıtaya göçmüş kızı aynalarda filtre arıyordu yüzüne aynı evde dört ayrı yalnızlık büyütüyorlardı aynı mutfaktan beslenip ayrı uçurumlardan düşüyorlardı akıllı ekranlar açık kimsenin birbirine sesi yoktu kimsenin kimseye dokunuşu yoktu eskiden mahalleler vardı kapı önü sandalyeleri çekirdek kabukları ikindiden akşama uzayan dedikodular bir kadın bir tabak dolma götürürdü komşuya bir çocuk düşüp dizini yaralasa tüm sokağın canı yanardı kimsenin zili korku gibi çalmazdı
Şiir
Dijital Bunalım -I-
Uykusuzluk modern çağın en yaygın ibadeti olmuş. Gece üçte mavi ışık vuruyor suratlara. Parmaklar ekrana sürtünmekten yorulmuş ama. Uzun zamandır kimsenin kalbine dokunamamaktan muzdarip. Önce şaşırdım. Bir gencin gözlerindeki yorgunluğa. Bir annenin sabrına. Bir babanın suskun gururuna. Bir çocuğun ekran ışığında büyüyen yüzüne. Gecenin üçünde hâlâ ışık hızında kaydırabildiği parmaklarına. Şaşırdım. İçimde bir şey itiraz etti. Ekran kararmasının, bir mesajın gönderilmeden silinmesinin, şifrenin unutulmasının ölüm olduğu anlamsız geldi bana. Şaşırdım. Sonra. Kablo nehirlerinde yüzdüm. AVM kapılarının sabrını ölçtüm. Şehrin beton ormanında bir ağacın betonu delip çıkmasının ne anlama geldiğini düşündüm. İçinde internet yerine sabır olan bir taşı avuçladım. Ve sustum. Sonra yine sustum. Günlerce, haftalarca, hatta yıllarca. İçime attım her şeyi. Sadece izledim. “Sorun yok”ları giydim üzerime. “Herkes böyle”lerle düzelttim saçlarımı. Yüzüme “normaldir” sürdüm. Ve sustum. Metro istasyonlarında uzun uzun. Kalabalık meydanlarda. Kafelerin loş köşelerinde. Sokak başlarında, her biri yorgun birer nöbetçi edasıyla sarı sabır gibi yanan sokak lambalarının ışığında. Bilgisayarların başında. Sustum. Gürültünün konuşmak olmadığını. Sessizliğin yardım çığlığı olduğunu anladım. Sessizlik. Bazen korunaklı bir sığınaktır. Bir kale gibi. Sakinlik, dalgasız bir deniz. Rüzgarsız bir bozkır. Suskunluk ise dipsiz bir okyanus. İnsan o okyanusta kendi gerçeğini keşfeder. Keşfettim. Teknolojiden bunaldım. Duygu fukarası tuşlara basmaktan yoruldum. Ellerini nereye koyacağını bilmeyen bir robota dönüştüm. Ellerimi düşüncelerime verip yonttum içimdeki şüpheleri. Ve en büyük yalnızlığın kalabalık ağlarda kaybolmak olduğunu öğrendim. İnsanın bin kişiyle konuşup kimseye ulaşamadığını da.
Şiir
Çocuk: uykusu kaçınca, ya yıldızlara ya da aydedenin yanına çıkmak ister üşüyünce, oyuncak arabasına atlayıp güneşin kulağını çekmek ister
Şiir
Reklam