Yıllar sonra 12 Mart'ta, Dışkapı Yıldırım Bölge Hapishanesi'nde yatarken bunu düşündüm: Livanelioğulları sülalesinde, soyadımızı sanık sandalyesine oturtan ilk kişi bendim. Ailedeki herkes kürsünün arkasına oturmaya ve yargılanmaya alışmıştı. İlk kez ben demir kafesin arkasına geçmiştim.
"Ne olur beni bu kadar kolay anlamayın!" demek isteyecekti. "Biraz düşünün, siyah beyaz algılayıp üzerime etiketler yapıştırarak birtakım çekmecelere kilitlemeyin beni."
Her ömrün bir izdüşümü vardır; yerli yerinde durur, hep oradadır ama onu hiç düşünmeyiz.
Hiç kimse kendi kendisine ömrünün izdüşümünü sormaz.
Böyle bir soru, ancak geçmişi yazarken gündeme gelir.
Sizi ve dostlarınızı kuşatan atmosfer, yeraltı suyu gibi kendini hep derinlerde duvuran anlam nedir?
Milyonlarca ilişki kırıntısı, gülücükler, iç çekişler, umutsuzluklar ve ağlama krizleriyle ilerleyen yaralı hayatlar neyle açıklanabilir?
Ardından o kadar da yakınmaya hakkım yok, diye düşündüm. Her şeye rağmen güzel ve anlamlı bir hayattı bu. Belki de zorluklar olmadan, bu mutlu anların doğması zordu.
Bu okulda da böyleydi. Önemlidir; diller arasındaki en önemli mücadele gelecek nesillerin yetiştiği, eğitildiği yerde yapılır. Asıl gaye çocukları kazanmaktır ve ilk çağrı orada yapılmalıdır.
Gençliğin ruhunu bilenler, bu çağrının muhattabının o olduğunu ve kulak vereceğini anlar. Gencin kendisi devam ettirecektir mücadeleyi. Yabancı şarkıları söylemekten kaçınacaktır. Gençlik Alman şan ve şerefinden uzaklaştırılmaya ne kadar uğraşılırsa o, bu adi mücadeleyte daima karşı koyacaktır. harçlıklardan arttırarak savaş için para biriktirecektir. Yabancı öğretmenlere karşı daima uyanık bulunacaktır. Kendi milletinin yasaklanan nişanlarını taşıyacak, bunun için ceza alsa hatta dayak bile yese bundan gurur duyacaktır. Gençlik büyüklerin küçük bir yansımasıdır. Fakat, daha güzel ve iyi bir ilhama sahiptir. Ve daha iyi sevk ve idare edilir.