Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip Cansever
"Ah siz aklıbaşında insanlar!" diye gülerek haykırdım. "Tutku! Sarhoşluk! Delilik, siz öyle kayıtsız, öyle dışında duruyorsunuz ki, siz ahlakçı insanlar, sarhoştan yakınıyor, deliyi aşağılıyorsunuz, bir papaz gibi davranıyorsunuz, sizi onlardan biri yapmadığı için tanrıya şükreden bir yobaz gibisiniz. Ben birçok defa sarhoş oldum, tutkularım deliliğe çok yakındı ve her ikisi de beni pişman etmiyor; çünkü yığınların düşündüğü büyük, inanılmaz etkiler yapan sıradışı insanların, eskiden beri sarhoş ve deli olarak haykırmak zorunda olduklarını kavrayabiliyorum.
Günlük yaşamda da neredeyse her birimiz için, yolumuza çıkan özgür, asil, beklenmedik olayları gerçekleştiren birine 'bu adam sarhoş, bu deli' dendiğini duymak dayanılmaz bir tavır. Utanın can sıkıcılarr! Utanın bilgiçler!"