kendimle konuştum geçen onca zaman boyunca. ama şunu fark ettim sevgili. ben kendimi hiçbir zaman dinlememişim. önceleri başkaları beni dinlemiyor diye şikayet ederdim oysa. söylesene, daha kendini dinlemeyen birini kim dinlesin ki? bir mum ışığının gölgesinden sesleniyorum sana. bir çare dinlemeni bekliyorum beni. Oğuz Atay der ki, beni sevenler bile tam olarak tanımıyordu... biraz olsun tanınmak istedim sevgili. yazılarım benim kefenim olmadan önce bilinmeyi arzuladım. şimdilerde ise su boğazımı yakıyor. yutkunamıyorum. eğer bunu başarırsam bazı şeyleri sineye çekmekten korkuyorum. ama biliyorum ki can tanem boğazım artık taşıyamıyor kelimelerimi. ben işte öyle yapayalnız, bir mumun beni ısıtmasını bekliyorum. o karanlık odaya saçtığı renklerle avutuyorum kendimi. beceriksizim, biliyorum. daha bir kalbe bile sahip çıkamıyorken başka bir bedenin kalbine kapattım kendimi. bu yaşadığım her şey benim eserim. onların bedelinin soğuğunda kaybediyorum kendimi. gerçi ne zaman sahip oldum ki bana... her neyse sevgili. ellerim titriyor. oysa senin yanındayken ellerim bedenime sarılı olsa bile bu soğuğu yaşamazdı. elveda can tanem... biliyorum benden gideli çok zaman geçti. ama ne yapayım, elimde değil özlüyorum kokunu. bir menekşede arıyorum onu. sus sevgili, yut kelimelerini. bildiğin gibi değil o masal. değiştirdim ben o sonu. sen beni özlediğin zaman menekşelerim fısıldayacak bana. artık gel...