Madeline Miller’ın “Akhilleus’un Şarkısı” adlı eseri, Homeros’un “İlyada” adlı eserinde geçen Antik Yunan kahramanları Akhilleus ve Patroklos’un hikâyesine modern bir yorum getiriyor. “İlyada”nın aksine, bu eserde Akhilleus ve Patroklos arasındaki ilişki daha romantik bir çerçevede ele alınırken konu, kronoloji ve olay örgüsü büyük ölçüde "İlyada" ya sadık kalınarak işlenmiş. Madeline Miller, antik anlatıları yorumlamayı seven bir yazar ve bu eseri de tam on yılda yazmış.
Bana kalırsa eserin en güçlü yönü, karakterlerin derinliği ve duygusal yoğunluğu. Ayrıca eserin klasik anlatılardan farklı yönleri de var. “İlyada”da Akhilleus ve Patroklos’un ilişkisi daha çok dostane ve askerî bir bağ üzerine kuruluyken Miller, eserinde karakterlerin içsel dünyalarına, duygusal yoğunluklarına ve bireysel acılarına odaklanarak anlatıyı daha derinlemesine ele almış. Bu da eserin klasik anlatılardan daha insanî bir boyut kazanmasını sağlamış.
Bir diğer belirgin fark ise perspektif. “İlyada”, Akhilleus’un öfkesi ve intikam arzusuyla şekillenir ve anlatı çoğunlukla onun bakış açısına daha yakındır. Savaş ve kahramanlık burada epik bir şekilde işlenirken “Akhilleus’un Şarkısı”nda ise Patroklos’un bakış açısına odaklanılır. Patroklos, bu eserin anlatıcısıdır ve onun duyguları, Akhilleus’a olan sevgisi ve kaybı, hikâyeyi çok daha kişisel ve duygusal bir hale getirir. Tüm bunlar, eserin okuyucuya daha yakın ve içten bir anlatı sunmasını sağlamış. Ayrıca "Akhilleus’un Şarkısı" akıcı bir dile sahip ve kısa bir sürede okunabilecek bir kitap.
Eserde beni en çok etkileyen alıntı ise şuydu:
"Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu." (s. 135)
Yukarıda