Walerinna Rosa

Walerinna Rosa
@Birkitapseverim
Hacettepe Üniversitesi --- (Farklı niyetlerle yazılmış mesajlara cevap vermiyorum.)
Yüksek Lisans
Ankara
Ankara
51 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Mankurtluğun Gölgesinde Asra Bedel Bir Kimlik Arayışı
8/10
·413 syf.·
2025 11. kitabı
Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanı, yalnızca bireysel bir yolculuğu değil, aynı zamanda belleğin, kültürel kimliğin ve insanlık değerlerinin yitirilişini anlatan güçlü bir edebi yapıt. Bende öyle derin izler bıraktı ki incelemeyi yazabilmek için kitabı okuduktan sonra biraz sindirmem gerekti. “Gün Olur Asra Bedel”, klasik anlatı kalıplarının ötesine geçerek bozkır geleneklerinden evrensel sorgulamalara, mitolojik ögelerden bilim kurguya kadar uzanan çok katmanlı bir dünya kurmayı başarmış. Aytmatov’un literatüre kazandırdığı "Mankurtlaşma" kavramı, eserin en çarpıcı yönlerinden biri. Bireyin hafızasızlaştırılması yoluyla iradesinin yok edilmesi, yalnızca bir hikâyenin değil aynı zamanda bir rejimin, bir çağın ve hatta insanlık tarihinin eleştirisidir. Bu kavram, romanda zamandan ve mekândan bağımsız bir evrensel tehdit olarak ön plana çıkar. Ki bu kavramı günümüzde çok daha iyi idrak edebiliyoruz. Eser ayrıca II. Dünya Savaşı sonrasındaki Sovyet rejiminin birey üzerindeki etkisini ince ve eleştirel bir biçimde yansıtırken yer yer bilim kurgu ögeleriyle de dikkat çekiyor. Bu anlatı biçimi de romanı klasik Sovyet dönemi edebiyatının dışına çıkararak çağının çok ilerisinde bir konuma yerleştirmiş. Ancak öte yandan Aytmatov’un bazı bölümlerde detaylara fazlaca yer vermesi ve anlatının ritmini kesen tekrarlar, metnin bütünlüğüne zaman zaman zarar vermiş. Özellikle Yedigey'in devesi Karanar’a ayrılan uzun paragraflar, okuyucunun dikkatini anlatının merkezinden biraz uzaklaştırıyor. Bunlara rağmen “Gün Olur Asra Bedel”, büyük anlatıların ve sembollerin romanı olmayı başarmış. Sorgulatıyor, sarsıyor ve derin izler bırakıyor. Okurunu yalnızca düşünmeye değil, aynı zamanda hissetmeye de zorluyor. “Gün Olur Asra Bedel” okunduktan sonra, çevirmenin belirttiği
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202656,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dışlanmış Kadının Güçlü Yolculuğu
8/10
·404 syf.·
2025 9. kitabı
Madeline Miller’ın “Ben, Kirke” adlı romanı, Yunan mitolojisinin bilinen hikâyelerini, dışlanmış bir titan kadının gözünden yeniden yorumlayan etkileyici bir eser. Kirke, tanrıların dünyasında yer bulamayan ve insanlarla da tam anlamıyla bağ kuramayan bir cadı figürü olarak kendi kaderini kendisi yazmak zorunda kalıyor. Yalnızlık, sürgün ve özgürlük onun dönüşüm yolculuğunun temel taşlarını oluşturan kavramlar. Kitapta en dikkat çeken unsurlardan biri Kirke’nin sanat ve üretim yoluyla kendini var etme çabasıdır. Onun hayatına giren kişilerden biri olan Daidalos, yalnızca kısa süreli bir aşk hikâyesinin değil, aynı zamanda Kirke’nin kendini keşfetme sürecinin de önemli bir parçası. Sanatın dönüştürücü gücü, onun hayatında derin bir iz bırakıyor. Aynı şekilde Kirke'nin annelik arayışı da bir zorunluluk değil, kendi iradesiyle seçtiği bir yol olarak şekilleniyor eserde. Miller, mitolojik figürleri alışılmış anlatıların dışına çıkararak, onları daha duygusal yönleriyle ele alıyor. Zaten çoğu eserinde de bunların izlerini görmek mümkün. Kirke’nin Odysseus’la olan ilişkisi, yalnızca aşk ya da ihanet çerçevesinde değil, güç ve özgürlük dinamikleri açısından da değerlendirilmeli. Ayrıca onun kendi başına var olabilme mücadelesi, klasik mitlerin kalıplarını kırarak biz okurlara farklı bir bakış açısı sunuyor. Ama bence kitabın, yazarın bir diğer eseri olan “Akhilleus’un Şarkısı” kadar derin ve etkileyici olup olmadığı tartışılabilir. “Ben, Kirke", güçlü bir karakter yolculuğu sunsa da anlatım açısından daha durağan ve bazı bölümlerde beklentiyi tam anlamıyla karşılamayan bir akışa sahip. Yine de özellikle mitolojiye ilgi duyan ve kadın merkezli anlatıları sevenler için okunmaya değer bir roman olduğunu düşünüyorum. Madeline Miller’ın, okuru çok boğmayan mitolojik yorumlarını
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,4bin okunma
Akhilleus ve Patroklos'un Duygusal Portresi
9/10
·376 syf.·
2025 7. kitabı
Madeline Miller’ın “Akhilleus’un Şarkısı” adlı eseri, Homeros’un “İlyada” adlı eserinde geçen Antik Yunan kahramanları Akhilleus ve Patroklos’un hikâyesine modern bir yorum getiriyor. “İlyada”nın aksine, bu eserde Akhilleus ve Patroklos arasındaki ilişki daha romantik bir çerçevede ele alınırken konu, kronoloji ve olay örgüsü büyük ölçüde "İlyada" ya sadık kalınarak işlenmiş. Madeline Miller, antik anlatıları yorumlamayı seven bir yazar ve bu eseri de tam on yılda yazmış. Bana kalırsa eserin en güçlü yönü, karakterlerin derinliği ve duygusal yoğunluğu. Ayrıca eserin klasik anlatılardan farklı yönleri de var. “İlyada”da Akhilleus ve Patroklos’un ilişkisi daha çok dostane ve askerî bir bağ üzerine kuruluyken Miller, eserinde karakterlerin içsel dünyalarına, duygusal yoğunluklarına ve bireysel acılarına odaklanarak anlatıyı daha derinlemesine ele almış. Bu da eserin klasik anlatılardan daha insanî bir boyut kazanmasını sağlamış. Bir diğer belirgin fark ise perspektif. “İlyada”, Akhilleus’un öfkesi ve intikam arzusuyla şekillenir ve anlatı çoğunlukla onun bakış açısına daha yakındır. Savaş ve kahramanlık burada epik bir şekilde işlenirken “Akhilleus’un Şarkısı”nda ise Patroklos’un bakış açısına odaklanılır. Patroklos, bu eserin anlatıcısıdır ve onun duyguları, Akhilleus’a olan sevgisi ve kaybı, hikâyeyi çok daha kişisel ve duygusal bir hale getirir. Tüm bunlar, eserin okuyucuya daha yakın ve içten bir anlatı sunmasını sağlamış. Ayrıca "Akhilleus’un Şarkısı" akıcı bir dile sahip ve kısa bir sürede okunabilecek bir kitap. Eserde beni en çok etkileyen alıntı ise şuydu: "Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu." (s. 135) Yukarıda
Mitoloji
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,4bin okunma
Zaman, Müzik, Hafıza
7/10
·168 syf.·
2025 5. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Mahur Beste" adlı romanı, sadece yazarın edebi dünyasına açılan bir kapı değil aynı zamanda onun estetik ve düşünsel evreninin temel taşlarından biridir. Tanpınar’ın "Huzur" ve "Sahnenin Dışındakiler" eserleriyle birlikte bir üçlemenin ilk halkasını oluşturan “Mahur Beste”, Osmanlı’nın çöküş sürecindeki sosyal ve siyasi çalkantıları bireysel kaderler üzerinden anlatır. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, geçmişe dönük katmanlı yapısıyla Tanpınar’ın diğer eserlerinin de kurgusal iskeletini oluşturmasıdır. Yazar, klasik bir olay örgüsü yerine hatıraların, içsel hesaplaşmaların ve zamanın farklı düzlemlerinin iç içe geçtiği bir anlatım sunar. Bu, hem Tanpınar’ın anlatım tekniğinin bir yansımasıdır hem de romanın ana temalarından biri olan “zamanın iç içe geçmişliği” düşüncesini pekiştirir. Üstelik sadece üçlemesinde değil “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı eserinde de bu düşünceyi işlediğini görürüz. Tanpınar, "Mahur Beste"de, bireylerin iç dünyası ile toplumsal değişimler arasındaki ilişkiyi derinlemesine işler. Osmanlı’nın modernleşme sancıları, gelenekle yenilik arasındaki sıkışmışlık, bireyin bu büyük dönüşüm içinde kendini konumlandırma çabası romanın temel meselelerindendir. Dönemin siyasi ve sosyal atmosferini bir fon olarak değil romanın dokusuna işlenmiş bir unsur olarak ele alması, eseri klasik bir tarih anlatısından farklı kılar. Benim için romanın en dikkat çekici bölümü "Garip Bir İhtilalci" oldu. Bu bölümde Tanpınar, bireyin içsel sancıları ile toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi daha da derinleştirerek, devrimci düşüncelerin karmaşıklığını ve çelişkilerini irdeliyor. Karakterlerin hayalleri, idealleri ve hayal kırıklıkları romanın temel atmosferini oluşturuyor. Tanpınar’ın romanlarında sıkça görülen "geçmişin gölgesinde var olma"
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20238,3bin okunma
Soytarının Maskesi
7/10
·128 syf.·
2025 4. kitabı
Osamu Dazai’nin "İnsanlığımı Yitirirken" adlı romanı, insanın toplum içinde nasıl yavaş yavaş anlaşılamadan yok olup gittiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Kitap, okuyan herkesin kendinden bir parça bulabileceği ama aynı zamanda okuyucuyu rahatsız eden bir karanlığa da sahip. Dazai’nin hayatından da izler taşıyan eser özellikle melankoli, yabancılaşma ve çaresizlik üzerine kurulu bir anlatıya sahip olsa da yazarın üslubu, okurları bu depresif dünyanın içine çekiyor. Etkileyici bir kitap olmasına rağmen kitabın herkese göre olmadığını düşünüyorum. Eğer iç dünyanızda zaten yeterince çalkantı yaşayan ve hayatınızın zor dönemlerinden geçen biriyseniz Yozo’nun hayata karşı duyduğu derin umutsuzluk sizde de iz bırakabilir. Dazai, topluma uyum sağlayamayan bir karakteri o kadar acımasız bir dürüstlükle anlatıyor ki bazen Yozo’ya acırken bazen de onun sürekli kendi felaketine koşmasını izlemek yorucu hale gelebiliyor. Romanın bu kadar karamsar bir ton taşıması bazı okuyucular için fazlasıyla bunaltıcı olabilir. Ayrıca Dazai’nin kadınlara bakış açısı da bazı okurları rahatsız edecek düzeyde. Öte yandan kitap modern bireyin yalnızlığını, maskeler ardına saklanma çabasını ve toplumun insan ruhuna nasıl zarar verebileceğini ele almasıyla güçlü bir eser. Ama yazar bu duruma bir çözüm sunmuyor ya da bir umut vermiyor okuyucuya. Aksine insan doğasının karanlık yönlerini yüzümüze çarpıyor. "İnsanlığımı Yitirirken", kesinlikle etkileyici ve sarsıcı bir roman ama herkesin kaldırabileceği türden bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Eğer okumak istiyorsanız her ihtimale karşı kötü bir döneminizde değilken okumanızı tavsiye ederim. İnsanlığımı Yitirirken Osamu Dazai
Ölüm
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,4bin okunma