Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanı, yalnızca bireysel bir yolculuğu değil, aynı zamanda belleğin, kültürel kimliğin ve insanlık değerlerinin yitirilişini anlatan güçlü bir edebi yapıt. Bende öyle derin izler bıraktı ki incelemeyi yazabilmek için kitabı okuduktan sonra biraz sindirmem gerekti. “Gün Olur Asra Bedel”, klasik anlatı kalıplarının ötesine geçerek bozkır geleneklerinden evrensel sorgulamalara, mitolojik ögelerden bilim kurguya kadar uzanan çok katmanlı bir dünya kurmayı başarmış.
Aytmatov’un literatüre kazandırdığı "Mankurtlaşma" kavramı, eserin en çarpıcı yönlerinden biri. Bireyin hafızasızlaştırılması yoluyla iradesinin yok edilmesi, yalnızca bir hikâyenin değil aynı zamanda bir rejimin, bir çağın ve hatta insanlık tarihinin eleştirisidir. Bu kavram, romanda zamandan ve mekândan bağımsız bir evrensel tehdit olarak ön plana çıkar. Ki bu kavramı günümüzde çok daha iyi idrak edebiliyoruz.
Eser ayrıca II. Dünya Savaşı sonrasındaki Sovyet rejiminin birey üzerindeki etkisini ince ve eleştirel bir biçimde yansıtırken yer yer bilim kurgu ögeleriyle de dikkat çekiyor. Bu anlatı biçimi de romanı klasik Sovyet dönemi edebiyatının dışına çıkararak çağının çok ilerisinde bir konuma yerleştirmiş.
Ancak öte yandan Aytmatov’un bazı bölümlerde detaylara fazlaca yer vermesi ve anlatının ritmini kesen tekrarlar, metnin bütünlüğüne zaman zaman zarar vermiş. Özellikle Yedigey'in devesi Karanar’a ayrılan uzun paragraflar, okuyucunun dikkatini anlatının merkezinden biraz uzaklaştırıyor.
Bunlara rağmen “Gün Olur Asra Bedel”, büyük anlatıların ve sembollerin romanı olmayı başarmış. Sorgulatıyor, sarsıyor ve derin izler bırakıyor. Okurunu yalnızca düşünmeye değil, aynı zamanda hissetmeye de zorluyor. “Gün Olur Asra Bedel” okunduktan sonra, çevirmenin belirttiği
"Doğacak her çocuk umutla beklenir, çok uzun ömürlü olacağı, hatta ölmeyecekmiş gibi uzun ömürlü olacağı ümit edilir. Bu ümit olmasa, insanlar dünyaya çocuk getirmede bu kadar istekli olurlar mıydı?"
"Denizdeki hayat geçicidir ama kara oynak değildir, sapasağlam durur. İnsan karada yanaşacak, çıkacak uygun bir yer bulamazsa, bir ada bulur ve oraya yerleşir."