"Beni ateşin yanına götürün," diyor Kevok, tane tane, ağır ağır. "Olmaz," diyor biri. Komutan bu, şimdi o da çıkıp gelmiş oraya, "Aferin sana Kevok, sınavı gerçekten de üstün başarıyla verdin!.. Ama ateşten uzak durmalısın." Renas elinde derin ve karla dolu bir bakraçla Kevok'un başucuna gelip duruyor. "Bir süre sonra hiçbir şeyin kalmayacak," diyor Renas gülerek, sonra geçip Kevok'un ayakkabılarını çıkarıyor. Yün çoraplarını çıkarıyor, şepikin paçalarını dizlerine kadar çıkarıyor ve ayaklarını karla ovmaya başlıyor. Görülmemiş bir hararet kaplıyor içini. Ağlamak, haykırmak istiyor. Ölmek istiyor. Dudaklarını ısırıyor, bütün gücüyle dişlerinin arasında çiğniyor. Kan içinde kalıyor dudakları. Yemek borusu kanla doluyor. Ovma uzunca bir süre devam ediyor. Sonra Rgnas, Kevok'un ayaklarını su dolu bir bakraca sokup yavaş yavaş ovuyor kalın parmaklarıyla. Renas kadim bir stran okuyarak uzun uzun ovuyor ayaklarını. Renas'ın iyi duyamadığı sözleri uykusunu getiriyor Kevok'un, yumuşacık bir uykuya dalıyor.
Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya sadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “ Bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi