Gece yalnızlığımı temsil ederken birden minik bir fener yandı. Önce gözlerim kamaştı sonra etraftaki çiçekler göründü bir bir gözüme..
Ah ettim, vah ettim neden hep karanlıkta kalmışım diye.. Bilemedim ki şaşırdım kaldım öylece. Korktum, afalladım, cennet dedim, dokundum, sevdim ve alıştığım 'o eski karanlık günlerin yerine' aydınlık olmaya başladı..
Sonra fenerin ışığı gittikçe gün ve gün azalmaya başladı. Daha çok korktum. Bir kere gördüğüm şeyler yine karanlığa bürünecekti ama bu olmamalıydı. Çabaladım, didindim durdum, sonra kendimi kaybettim.. Fenerin ışığı durur mu silikleşti git gide.. aklıma kazıdım her anı her detayı..
Fener söndü.. karanlık artık daha çok korkutur oldu beni.. hani o rengarenk çiçekler, o kuşlar bir bir silinmeye başladı zihnimden. Daha çok korktum yürürken bazen birşey hissederdim başlarda bu beni mutlu ederdi çünkü az da olsa canlanırdı o eski günler. Sonra tehlikeli gelmeye başladı hareket edemez oldum. Hem yalnızdım, hem korkuyor, hem susuyor hem de yorgundum..
Karanlıkta doğup büyüyen biriydim, dünyamdı, gerçeğim ve alıştığımdı.
Şimdi soruyorum neden o kısa kalan küçük el fenerinin yerine hiç güneşim olmadı?.. Mahrum kalınca güneşten bir minik el fenerine aldandım...
Şimdi hep bir arayış, bekleyiş, hasret ve kayboluş... Söyleyin bana Güneş doğacak mı?..
G.E.