Suç, egemenlerin dilinde bir asayiş sorunudur; ezilenlerin dilinde ise fısıldanan bir protesto şarkısı. İlkel asiler, o şarkıyı en yüksek sesle ve en kanlı şekilde söyleyenlerdir.
Onlar dünyayı değiştirecek devrimci programlara sahip değillerdi; yolları keser, haraç alır, adam vururlardı. Ama hiçbir zaman sistemin kendisi kadar gaddar ve sistemli bir sömürü mekanizması kurmadılar. Onların suçu, örgütlü bir vahşete karşı gösterilen düzensiz bir hırçınlıktı. Tarih, bu hırçınlığın arkasındaki ahlaki çığlığı haklı bulmuştur.
Haydut, egemenlerin koyduğu kuralları çiğnediği ölçüde halkın kahramanıdır. Ne zaman ki düzenle uzlaşır, ne zaman ki devletin affına sığınıp onun bir aparatına dönüşür; işte o gün halkın gözünde meşruiyetini kaybeder ve sıradan bir suçluya, bir haine indirgenir.
Devlet, şiddet kullanma tekelini kendi elinde tutmak ister ve buna 'kamu düzeni' der. Taşradaki ilkel asi ise bu tekele ortak olur. Onun suçu meşrudur çünkü o, gücün sadece zenginlerin ve üniformalıların elinde olmaması gerektiğinin canlı kanıtıdır.
Köylü, toprağını elinden alan mahkeme kararını anlamaz; o kararın arkasındaki rasyonel hukuku da tanımaz. Onun bildiği tek bir şey vardır: Resmî yollarla soyulmuştur. İşte bu yüzden, haydutun yaptığı 'yasa dışı' kamulaştırma, ona mahkemenin 'yasal' gaspından çok daha ahlaki gelir.