Aslında beynin bellek sistemlerinin yetersiz olduğu birçok konu var ama nihayetinde gelecekte kullanmak için kafanızda depolanan güvenilir, doğru bilgiye ulaşabilirsiniz.
Bu doğru olsa harika olurdu, değil mi? Ne yazık ki “güvenilir” ve “doğru” sözcükleri beynin işleri için nadiren kullanılabilir, özellikle de bellek söz konusuysa. Beyin tarafından ulaşılan hatıralar bazen bir kedi tarafından kusulan kıl yumağına benzer, çok sayıda endişe verici içsel olayın ürünüdürler.
Hatıralarımız, kitaplardaki sayfalar gibi bilginin ya da olayların statik birer kaydı olmaktan ziyade, beynin ihtiyaç olarak yorumladığı şeylere uymak üzere devamlı olarak değiştirilir ve düzenlenirler (bunlar ne kadar yanlış olsa da). Şaşırtıcı şekilde bellek epey şekillendirilebilir ve sayısız yolla değiştirilebilir, bastırılabilir ya da yanlış adlandırılabilir. Bu bellek yanlılığı olarak bilinir. Ve bellek yanlılığı çoğu zaman ego tarafından güdülenir.
Kimi insanların devasa egolara sahip olduğu açık. Bunlar, sıradan insanları onları öldürtmek için nice incelikli yolun hayalini kurmaya esinlendirdikleri için bile olsa hatırlanmaya değer insanlar. Çoğu insanın korkunç egoları olmasa da bir egosu var, bu da hatırladıkları şeylerin doğasını ve detaylarını etkiler. Neden?
Şu âna kadar bu kitap “beyin”den kendi kendine yeten bağımsız bir varlıkmış gibi söz etti, bu yaklaşım beyin hakkındaki çoğu kitap ya da makalede de kullanılır ve mantıksaldır. Eğer bir şeyin bilimsel analizini yapmak istiyorsanız, mümkün olduğunca nesnel ve akılcı olmak ve beyne de herhangi bir organ gibi davranmak gerekir, örneğin kalp ya da karaciğer gibi.
Ama öyle değil. Beyin sizsiniz. Ve burada konunun malzemesi felsefi alanlara taşar. Bizler birey olarak kıvılcımlar ateşleyen nöronlar yığınının bir