Taylan Gürbüz

Taylan Gürbüz
@Biyofili
Bu yaşam görüşünde ihtişam var! - Charles Robert Darwin Biyoloji, kimya, biyokimya, evrimsel biyoloji, abiyogenez, biyogenez, mikrobiyoloji ve etoloji. Bilgi, paylaştıkça kullanışlı ve işe yarar olur. İnstagram: biyofilii
Öğrenci
Üniversite
İstanbul
İstanbul, 20 Nisan 2001
9 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Bellek sistemimiz ne kadar güvenilebilirdir
Aslında beynin bellek sistemlerinin yetersiz olduğu birçok konu var ama nihayetinde gelecekte kullanmak için kafanızda depolanan güvenilir, doğru bilgiye ulaşabilirsiniz. Bu doğru olsa harika olurdu, değil mi? Ne yazık ki “güvenilir” ve “doğru” sözcükleri beynin işleri için nadiren kullanılabilir, özellikle de bellek söz konusuysa. Beyin tarafından ulaşılan hatıralar bazen bir kedi tarafından kusulan kıl yumağına benzer, çok sayıda endişe verici içsel olayın ürünüdürler. Hatıralarımız, kitaplardaki sayfalar gibi bilginin ya da olayların statik birer kaydı olmaktan ziyade, beynin ihtiyaç olarak yorumladığı şeylere uymak üzere devamlı olarak değiştirilir ve düzenlenirler (bunlar ne kadar yanlış olsa da). Şaşırtıcı şekilde bellek epey şekillendirilebilir ve sayısız yolla değiştirilebilir, bastırılabilir ya da yanlış adlandırılabilir. Bu bellek yanlılığı olarak bilinir. Ve bellek yanlılığı çoğu zaman ego tarafından güdülenir. Kimi insanların devasa egolara sahip olduğu açık. Bunlar, sıradan insanları onları öldürtmek için nice incelikli yolun hayalini kurmaya esinlendirdikleri için bile olsa hatırlanmaya değer insanlar. Çoğu insanın korkunç egoları olmasa da bir egosu var, bu da hatırladıkları şeylerin doğasını ve detaylarını etkiler. Neden? Şu âna kadar bu kitap “beyin”den kendi kendine yeten bağımsız bir varlıkmış gibi söz etti, bu yaklaşım beyin hakkındaki çoğu kitap ya da makalede de kullanılır ve mantıksaldır. Eğer bir şeyin bilimsel analizini yapmak istiyorsanız, mümkün olduğunca nesnel ve akılcı olmak ve beyne de herhangi bir organ gibi davranmak gerekir, örneğin kalp ya da karaciğer gibi. Ama öyle değil. Beyin sizsiniz. Ve burada konunun malzemesi felsefi alanlara taşar. Bizler birey olarak kıvılcımlar ateşleyen nöronlar yığınının bir
Kategori: Çıkarımlarım·Kitabı okuyor
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Beyin ve alkol ilişkisi
İnsanlar alkolü sever. O kadar ki, alkolle ilişkili meseleler birçok toplum için sürekli bir sorun oluşturur. Bunlar o kadar yaygın ve devamlı şekilde ortaya çıkabilir ki, onlarla uğraşmak milyarlara mâl olabilir. Öyleyse bu kadar zararlı bir şey nasıl bu kadar popüler olabiliyor? Muhtemelen alkol eğlenceli olduğundan. Bunun yanında, ödül ve zevkle ilgili beyin bölgelerinde dopamin salınımına neden olur (sosyal işçilerin çok hoşlandıkları o acayip neşeli sarhoşluğu yaratarak). Ayrıca alkol etrafında örülmüş sosyal bir gelenek de vardır; kutlamaların, arkadaşlık kurmanın ve genel olarak eğlencenin neredeyse zorunlu unsurudur. Alkolün zararlı etkilerinin bu nedenle sürekli hafife alındığını görebilirsiniz. Elbette akşamdan kalma hali kötüdür ama akşamdan kalmaların berbatlığını karşılaştırmak ve bunlarla gülmek de arkadaşlarla bağ kurmanın bir diğer yoludur. Ve sarhoş insanların gülünç davranışları bazı durumlarda (belki sabah saat onda bir okulda) tehdit edici olsa da herkes aynı anda bunu yaptığında eğlencelidir, değil mi? Modern toplum tarafından bizden talep edilen ciddiyet ve uyumun ortasında gerekli bir ferahlamadır bu. Böylelikle, alkolün olumsuz etkileri, alkolden hoşlananlar tarafından ödenmeye değer bir bedel olarak değerlendirilir. Olumsuz etkilerden biri de bellek kaybıdır. Alkol ve bellek kaybı el ele yalpalayarak gider. Komedi dizilerinde, stand-up gösterilerinde, hatta kişisel anekdotlarda mizah malzemesidir, genellikle sarhoş geçirilen bir geceden sonra uyanıldığında normal şartlarda bir insanın yatak odasında bulunmayacak trafik konileri, garip giysiler, horlayan yabancılar, kızgın kuğular ve diğer şeylerle çevrili bulunabilmeyi içerir. Pekâlâ, bu durumda en başta alkolün beynimizin bellek sistemini neden etkilediği konusuna bakmamız
Kategori: Çıkarımlarım·Kitabı okuyor
1000Kitap
Yüz ve isim hatırlamak arasındaki fark
“Beraber okula gittiğin o kızı hatırlıyor musun?” “Kümeyi biraz daraltsak?” “Uzun boylu, koyu sarı saçlıydı ama aramızda kalsın, sanırım saçını boyuyordu. Ebeveynleri boşanmadan önce yan caddede oturuyorlardı ve annesi, Jones ailesinin Avustralya’ya taşınmadan önce oturdukları eve taşındı. Kız kardeşi kasabalı o çocuktan hamile kalmadan önce kuzeninle arkadaştı, skandal kopmuştu o zaman. Sürekli kendisine yakışmayan kırmızı bir palto giyiyordu. Kimi dediğimi hatırladın mı?” “Adı neydi?” “Hiçbir fikrim yok.” Annemle, büyükannemle ya da diğer aile üyeleriyle buna benzer sayısız konuşmam olmuştur. Açıkçası hafızlarında ya da ayrıntıları kavrayışlarında hiçbir sorun yok; bir Wikipedia sayfasını utandıracak kadar kişisel ayrıntıyı hatırlarlar. Ama o kadar çok insan isimlerle sorun yaşadığını söyler ki, adını hatırlamaya çalıştıkları insanların yüzlerine bakarken bile bunu yaşarlar. Ben de yaşadım. Nikâh töreninizi garip bir olaya çevirebilir. Neden olur bu? Neden bir insanın adını değil de yüzünü hatırlarız? Kesinlikle ikisi de birinin kimliğini tespit için eşit derecede geçerli. Gerçekte ne olup bittiğini anlamak için insan belleğinin nasıl çalıştığını biraz daha derinlemesine incelememiz gerekiyor. İlk olarak, yüzler çok bilgilendiricidir. İfadeler, göz teması, ağız hareketleri, bunların hepsi insanların iletişim kurduğu temel yollardır. Yüz hatları da bir insan hakkında epey şeyi açığa vurur: göz rengi, saç rengi, kemik yapısı, dişlerin düzeni; tüm bunlar bir insanı tanımak için kullanılabilir. O kadar ki, insan beyni, yüz tanıma ve işlemeye yardımcı olmak ve bunu kolaylaştırmak için sayısız özellik evrimleştirmişe benzer, örneğin örüntü tanımaya ve rastgele fotoğraflar arasında yüzleri ayırt etmeye genel bir yatkınlık gibi. Tüm
Kategori: Çıkarımlarım·Kitabı okuyor
1000Kitap
Kısa süreli ve uzun süreli hafıza
Şu ya da bu zamanda hepimizin başına gelmiştir. Bir odada bir şey yapıyorsunuzdur ve aniden başka bir odaya gidip bir şey almanız gerektiğini fark edersiniz. Yolda bir şey dikkatinizi dağıtır. Radyodaki bir melodi, geçerken size komik bir şey söyleyen birisi ya da izlediğiniz dizideki aklınızı kurcalayan bir ayrıntıyı pat diye çözüvermek. Her neyse, hedefinize ulaşırsınız ve aniden, neden buraya gelme kararı verdiğiniz hakkında hiçbir fikriniz yoktur. Hayal kırıklığına uğratan rahatsızlık verici bir şeydir bu, zaman tüketir; beynin belleği işlemesinin şaşırtıcı şekilde karmaşık yönteminin sayısız garipliğinden biridir. Çoğu kişi için insan belleğinin en tanıdık bölünüşü kısa süreli ve uzun süreli bellek arasındadır. Bunlar ciddi şekilde farklılık gösterir ama hâlâ birbirlerine bağımlıdırlar. İkisi de uygun şekilde adlandırılmıştır; kısa süreli hatıralar en fazla bir dakikaya yakın korunur, uzun süreli hatıralarsa tüm hayatınız boyunca sizinle kalabilir ve kalır. Önceki günden ya da bir iki saat öncesinden bir şeyin saklandığı yeri “kısa süreli bellek” olarak adlandıranlar hatalıdır; bu uzun süreli bellektir. Kısa süreli bellek bilgiyi uzun süre saklayamaz ama bilginin güncel ve bilinçli olarak ele alınışıyla ilgilenir; özünde o anda düşündüğümüz şeylerle. Bunlar hakkında düşünebiliriz çünkü kısa süreli belleğimizdedirler. Uzun süreli bellek düşünmemize yardımcı olacak çok miktarda veri sağlar ama gerçekte düşünmeyi yapan kısa süreli bellektir. (Bu nedenle, kimi sinirbilimciler “çalışan” bellek demeyi tercih eder, bu özünde kısa süreli bellek artı birkaç fazladan süreci içerir, bunları birazdan göreceğiz.) Kısa süreli belleğin kapasitesinin ne kadar uzak olduğunu görmek çoğu insanı şaşırtacaktır. Mevcut araştırmalar ortalama kısa süreli belleğin belli
Kategori: Çıkarımlar·Kitabı okuyor
1000Kitap
Beyin ve belleğimiz
“Bellek” sözcüğü bugünlerde sıkça duyuluyor ama teknolojik anlamda. Bilgisayar “belleği” hepimizin anladığı günlük bir kavram (bilgi için bir depolama alanı). Telefon belleği, iPod belleği, hatta bir USB çubuğuna bile “bellek çubuğu” deniyor. Bir çubuktan daha basiti yok. Bu nedenle bilgisayar belleği ile insan belleğinin, çalışma şekilleri anlamında kabaca aynı olduklarını düşünen insanları hoş görebilirsiniz. Bilgi içeri girer, beyin onu kayıt altına alır ve ihtiyacınız olduğunda bilgiye erişirsiniz. Değil mi? Yanlış. Veri ve bilgi bilgisayarın belleğine konur, ihtiyaç duyulana kadar orada dururlar, erişildiklerinde ise teknik hatalar haricinde ilk kondukları anda nasıllarsa öyledirler. Gayet mantıklı. Ama açık olmayan nedenlerle belleğindeki bazı bilgilerin diğerlerinden daha önemli olduğuna karar veren bir bilgisayar düşünün. Ya da hiçbir mantıksal kurala bağlı olmadan bilgi dosyalayan, bu nedenle de en basit veriye ulaşabilmek için rastgele dosyalar ve diskler içinde arama yapmanız gereken bir bilgisayarı düşünün. Ya da kendisinden istenmeden ve rastgele zamanlarda en kişisel ve utanç verici dosyalarınızı, örneğin erotik Care Bears öykülerinizi açan bir bilgisayarı. Ya da depoladığınız bilgiyi sevmediğini düşünen ve onu kendi tercihlerine göre değiştiren bir bilgisayarı. Tüm bunları sürekli yapan bir bilgisayar hayal edin. Acil bir toplantı için çalıştırılmasından yarım saat sonra böyle bir bilgisayar, ofis pencerenizden üç kat aşağıdaki beton otoparka doğru uçmaya başlardı. Ama beyniniz tüm bunları belleğinize yapar ve sürekli yapar. Bilgisayarlar söz konusu olduğunda daha yeni bir model satın alabilir ya da çalışmayan eskisini geri götürüp onu size tavsiye eden satıcıya bağırabilirken, beynimiz konusunda yapabileceğimiz bir şey yoktur. Onu
Kategori: Çıkarımlarım·Kitabı okuyor
1000Kitap