Sevdiği erkeğin kendisini önce içirdiği içkiyle sarhoş edip, sonra da ileride yapacakları düğün için neler planladıklarını anlatarak sihirli sözlerle aklını başından aldıktan sonra öpüşmeden ileriye giden o gün eve geldiğinde banyoda saatlerce ağladığı o ânı düşünüyordu. Sonra da "Nasılsa evleneceğiz," diyen Ergin'in "Benim bekâr dairem aşk yuvamız olsun, artık kafede orada burada buluşmak yerine evimizde buluşalım," deyip yaptırdığı yedek anahtan kendisine uzattığında kadınlığa geçişindeki travmayı atlatmıştı. "Evimiz" kelimesi ne kadar sıcak gelmişti de içindeki acıyı silip götürmüştü: "Evimiz."
O günden sonra kimi zaman Ergin'den önce aşk yuvalarına gidiyor, ortalığı topluyor, yemek yapıyor, makyajını tazeliyor, kokusunu sürüyor, Ergin'in hoşlandığı türden kıyafetler giyiyor; bütün bunları onun için yapmaktan ayrı bir mutluluk duyarak Ergin'in gelmesini bekliyordu. Pencerenin önüne oturuyor, çenesini eline dayayarak ilk tanıştıkları günü daha dün tanışmışlar gibi heyecan içinde gözünün önünde canlandırıyordu. (("Annesi ve ağabeyi onu fakültede derste sanırken o çoğu zaman aşk yuvasında erkeğini bekliyordu.")) Ergin kapıyı açıp birden karşısında Aylin’i görünce zıplayarak kucağına atlıyor "Sürprizzzz!" diye bağırıyordu. Ergin ise "Sus kadınım, sesini alçalt komşular duyar, sonra beni binadan attırırlar. Biliyorsun bekârlara zar zor veriyorlar kiralık daireyi diyordu.
Dakika dakika hatırladı her şeyi. Dünü, düne ait her ânı.
Gecenin kalp atışları kirli içinde çarpıyor. Sessiz çığlıklar yükseliyor gökyüzüne, saçları kadar siyah, yüreği kadar binlerce ah. Günahlarım yalın ayak taşıyordu banyoya. "Bir meçhule yürüyüş bu kadar uzun mu olur Allah'ım!" diye söylenerek.
Aklında sadece bir tek soru var: ölümün rengi nasıldır?