Söyle! Bu sevda, bin acıyla bir Sırat’tan geçebilir mi ey yâr? Yürek yaramı kanatan da sensin, tuz basan da. Bu aşkın benden alacağı kalmadı. Ne varsa umuttan, unutuluştan yana al senin olsun!
Ah sen, benim yarımlarımda tamamlanamayan, yabancı ruhların girdabına savrulan ten. Ne vakitler var ki yokluğunun zehri bal olur damağıma. Ve öyle vakitler var ki gidişinin kuru ayazında üşür kalırım.
Ben nereden bilebilirdim ey can, söyle nasıl bilebilirim sevgisizliğin insanı celladına doğru götürdüğünü. Meğerse sevgisiz her kadının kaderiymiş şıpsevdi bir erkeğin kucağına düşmek.