İçimde yaşayan apayrı bir ben var. Biliyorum ki o, bu dün yaya ait değil. Çünkü ne bana benziyor, ne de bir başkasına.
Sürekli susuyor. Kendini anlatmak bir yana, ne istediğini söylemekten bile çekiniyor. Ama ben onunlayken yaşıyorum yalnızca. İşte can, bedenimin içindeki yaşamın adı sensin.
Yüzüne şiirler çarpar ağlarsın Sen artık buralarda duramazsın.
O büyük sessizüğin bağrı mı olur?
Kimsenin bilmediği bir ağn mı?
Gider kendine gömülürsün.
Yoksa bu şehir bu sokaklar seni alır kullanır.
Santim santim çürürsün.
Hani el değmemiş bir yanın vardır.
Aynalara göstermediğin bir yüzün.
Kendine sakladığın hüzün.
Hadi durma ûzülsen de sen üzülürsün.
Kim fark eder boşluğunu Ardın sıra kim ağlar?
Bir intikam gibi çıldırmış bu sevdalar.
Bazen bir uçurum kalır, bazen de martıların ardından velvele koparan bir leş.
Sen artık hiçbir sözü kaldıramazsın.
Dirhem dirhem azalırsın.
'Her ölünün ge ride bıraktığı nice öyküsü vardır,' diye düşündü Aylin.
Kim bilir ne aşklar yaşadılar. Sevdiler, sevildiler. Belki yal nızca sevdikleriyle kaldılar. Beklenen sevgililer bir türlü gel mediler, onlar başkalarına gittiler.
Her birinin kendine göre bir hikâyesi var. Ölü hikâyeler.
ihanet edenler. İhanete uğrayanlar. Yalnızca duvarlara ve geceye haykırdıkları aşklarıyla karşılıksız sevenler. Sevdiği ne doyamadan kendi elleriyle toprağa verip yaşama küsenler.
Sevdiğine kavuşanlar. Karşılıklı sevip de toplumun değer yar gılarına boyun eğip yanılgıya düşenler.
Sevdiği için can verenler. Vurulup fidan boyuyla yere dü şen sevgililer.
Bu sessiz yatan insanlann anlatacaktan o kadar hazin öyküleri var da bunları duyacak kulaklar nerede?