O biliyordu ki aşk ufak çapta kısa bir sarhoşluktu, insan da bu sarhoşluktan biraz üzgün ayılıyordu. Keşke bunların hepsini bilmeseydi, keşke insanın haz içinde eriyip gideceği aşklar olsaydı.
"Biliyor ki hiçbir ruh başka bir ruhun içine sızamaz, bundan dolayı da acı duyuyor. Düşünürken kendini yalnız buluyor, yazarken yalnız. İnsan ne yaparsa yapsın, yeryüzünde yalnızdır. Bunu demek istiyor. Hakkı da var. İnsan daima kendini anlatır ama, hiçbir zaman anlaşılmaz."
Hoş bir gevşeklik içinde, elleri koltuğun kenarlarında, başı yana devrilmiş, ocakta geçmek üzere olan ateşi seyrediyordu. Düşüncesi olduğu gibi kendisinden uzaklaşmış, uçup gitmişti. Ne şu birazcık üzgün yüzünde, ne de şu ruhu uykusu içinde her zamankinden daha çok istek uyandıran gevşemiş vücudunda artık düşünce diye hiçbir şey kalmamıştı.