Her bir aşkın kendi hikayesi ve her aşk acısının da özel bir nedeni var. Bence bu, insanlık için nükleer savaştan sonra en tehlikeli acıdır. Hayatları boyunca özlenen bir aşk. Demek ki, düşünmemek unutmak demek değilmiş. İnsanoğlu ömrünce bir kerecik olsun vicdanıyla baş başa kalmak, yaşamın hay huyundan uzak durmak istiyor. Gözünün bütün yaşlarını dökerek ağlamak istiyordu, ağlayamıyordu. Böyle işte talih vardır güldürür talih vardır öldürür...
Kadim Kırgız Türk ulamışına göre Ebedi Gelin, yüzyıllardır sarp dağların ondan aldığı eşine seslenir. Belki de sevdiğini elinden alan dağlar değil, kalpleri saf kötülükle mühürlenmiş insanlardır. Ebedi Gelin'in arayışı, adanmışlığı ve kaybettiklerinin ardından yaktığı ağıtlar; bugünün masumlarının yazgılarını da anlatır. Hayalleri ve vahşi kapitalizm arasında bir kıskaçta çırpınan Arsen Samançin, avını yakalarken yarınını kaybeden Yaypars, gösteri dünyasının ışıltıları arasında yitip giden Aytane, şefkatiyle sağaltan Eles ve kuşkusuz para hırsıyla ihtiraslarının karanlığına esir düşmüş insanlar...
Hemen her hikâyesinde olduğu gibi harika bir film senaryosu çıkabilir yine. Neticede Aytmatov iyi bir edebiyatçı olduğu gibi sinema konusunda da hayli tecrübeli bir isim ve veterinerlik eğitimi de almış bir kişi. Öyle ki daha önce mükemmel tasvir ettiği at (Gülsarı) gibi hayvan kahramanları vardı. Bu sefer de bir Kar Leoparı'nı (Yaypars) öykünün merkezine oturtmuş.
Bütün okurların yorumlarını okudum ama hiçbiri benim fark ettiğim detaya hiç değinmemişler. Ya unutmuşlar yada hiç o detayı fark etmemiştir. Bombayı patlıyorum. Yaypars; Ebedi Gelin'in nişanlısı avcı damat olduğunu o damatın insanları görünce ettiği bedduayı ve bir daha onu görmemeleri anımsadınız mı? Arsen Samançin; yaralı bir şekilde mağaraya gelince Yaypars'ı görür.