Bıktım artık, diye ifade ediyordu bunu yalınca ama bıkmış olduğu şeyi bir an bile getirmiyordu usuna,
daha önce bıkmış olduğu, sonra yitirdiği, ancak yeniden ele geçirince yeniden bıkacağı şeyle karşılaştırmıyor,
aşırı olduğu hissedilen ve farklı farklı adlarla onurlandırılan şeylerin belki de aslında hep aynı şey olduğundan da kuşkulanmıyordu hiç.
..yaşam güleryüzlü davranmıştı ona, kendi deyimini kullanırsak, gülüşüne hep daha büyük bir gülüşle (iç bükey mi, dış bükey mi olduğunu kestiremediğim bir aynada olduğu gibi) karşılık vermişti.
Ya ölüm hırıltısı, ölüm hırıltısını ne yapacağız? Doğduğunda ciyak ciyak ağlamak, sonra bir hırıltı bile çıkaramamak. Yaşam nasıl da kırıyor karşı koyma gücünü.