Bosna savaşı ile ilgili ne zaman bir şey okusam tüylerim diken diken oluyor, boğazım düğümleniyor ve yakın tarihimizde yaşanan bu katliamın düşüncesi bile gözlerimin dolmasına neden oluyor. İncir Kuşları da Bosna'da yaşanan bu mezalimi etkileyici bir biçimde okuyuca aktarmış. Kitapla ilgili sevdiğim kısımlar kadar sevmediğim kısımlar da oldu. İlk olarak sevdiğim yerlere değinmek istiyorum. Savaş başladıktan sonraki kısımları çok severek ve elimden bırakamayarak okudum. Yazar, savaşı tüm gerçekçiliği ile yansıtmıştı. Roman basit ve yormayan bir dille yazıldığı için de akıp gitti. Bunun yanında sevmediğim yanlara gelecek olursak; ilkin Tarık ve Suada'nın aşkının çok hızlı başladığını düşünüyorum. Birbirlerini tanımalarıyla sevgili olmaları bir oldu adeta, o yüzden de ben aşklarının derinliğini hissedemedim ve birbirlerine bu kadar delice aşık olmaları bana çok da inandırcı gelmedi. İkinci olarak da sanki İlber Ortay'lı gibi ortaya çıkıp tarih bilgisi anlatan teyze hiç ama hiç inandırcı değildi. Teyze durup dururken bize tarih dersi veriyordu ama sanki her şeyi Vikipedi'den okuyor gibiydi. Bu tarihi bilgiler romana daha güzel yedirilebilirdi. Üçüncü olarak da Suada'nın Vukadin'e kitabın başında gereksiz şekilde aşırı sert ve kaba davrandığını düşünüyorum. Hatta resmen Vukadin'e Hristiyan bir Sırp olduğu için ırkçılık bile yaptı. Gelip sana aşkını itiraf eden bir insana kimse Suada'nın Vukadin'e sarf ettiği sözcükleri sarf etmez. Oğlanı dövmekten beter etti. Zaten bir kadın olarak Suadan ve teyzesinin erkekler hakkındaki düşünceleri de hiç ama hiç hoşuma gitmedi. Yanlış anlaşılma olmasın bu arada Vukadin karakterini ve yaptıklarını asla aklamaya çalışmıyorum. Aksine Vukadin'i hiç ama hiç sevmedim lakin Suada'nın kitabın başında Vukadin'e yaptıklarını da tasvip etmiyorum.