Kendine saygı duymadın, kendini sevmedin. Şimdi tüm yaşamın başkalarını lanetleyerek geçecek. İnsanlar bu nedenle her şeyde kusur arıyorlar. Kendilerinde kusur buluyorlar, başkalarında nasıl bulmasınlar? Üstelik bulmakla kalmayıp büyütüyorlar, koskocaman hale getiriyorlar. Bu tek çıkış yolu gibi görünüyor; bir şekilde, gururunu kurtarmak için, böyle yapmak zorundasın. İşte bu nedenle bu kadar çok eleştiri ve bu kadar az sevgi var.
İngilizce’deki aşk (“love”) sözcüğünün Sanskritçe’deki lobha sözcüğünden kaynaklandığını duyunca şaşırabilirsin; lobha açgözlülük anlamına gelir. İngilizce’deki love sözcüğünün kökeninin Sanskritçe’de açgözlülük anlamına gelen bir sözcükten türemiş olması tamamen tesadüf olabilir, ama bana kalırsa değildir. Bunun arkasında daha gizemli bir şeyler olmalı, simyasal birşeyler olmalı. Aslında, hazmedilen açgözlülük aşka dönüşür. Lobha, açgözlülük hazmedilince aşk olur. Aşk paylaşmaktır; açgözlülük ise istiflemek. Açgözlülük sadece istemek ve hiç vermemektir, ve aşk ise sadece vermeyi bilir ve asla karşılık beklemez; aşk koşulsuz paylaşımdır. Lobha’nın İngilizce’de love haline gelmesi için simyasal bir neden olmalı. Lobha aşk oluyorsa işin içinde simya olmalı.
Beyin çok güçlüdür. Kontrol dışı bırakılamayacak kadar güçlüdür. Zihninizi, beyninizi eğitmek üzere kullanmayı bir kez öğrendikten sonra kısa sürede bizim için hayret verici birtakım şeyler yapmaya başlayacaktır.