Dünyamız hakkında hiç durmadan kendi kendimize konuşuruz. Aslında dünyamızı içsel söyleşimizle sürdürürüz. Ve kendi kendimize, kendimiz ve dünyamız hakkında konuşmayı kestiğimiz an, dünya hep olması gerektiği gibidir. Onu biz yenileriz, yaşam ile yeniden tutuşturup içsel söyleşimizle tekrar ayağa kaldırırız. Sadece bu da değil, üstelik kendi kendimize konuştukça izleyeceğimiz yolları da seçeriz. Böylece öldüğümüz güne dek aynı seçimleri tekrar tekrar yaparız, çünkü öldüğümüz güne dek aynı içsel söyleşiyi sürdürüp dururuz. Bir savaşçı bunun farkındadır. ve içsel söyleşisini durdurmak için uğraşır.
Sıradan bir kişi, insanları sevmek ve onlar tarafından sevilmek ile çok fazla ilgilidir. Bir savaşçı ise sever, hepsi bu. Neyi ve kimi isterse onu sever, sadece sevmiş olmak için.
En etkin yaşam biçimi, bir savaşçı gibi yaşamaktır. Bir savaşçı bu karara varmadan önce kaygılanıp tereddüt edebilir, ama bir kez kararını verdikten sonra, kaygılar ve tereddütlerden arınmış olarak yolunda ilerler; önünde daha alınacak milyonlarca karar vardır. Savaşçının yolu böyledir.