Dostlarına (pek densiz bir söz ) karşı süngüsü düşüktü. Ağrıya ağrı ekleniyordu, daha fazla acı çekmek için bir araya geliyorlardı sanki. Ve bir buluşmanın üzerinden birkaç ay geçmeden kimsenin kimseyi göresi gelmiyordu. Hep aynıydılar çünkü- hep aynı… Söyledikleri, yaptıkları yeni bir şeyse, akşama kalmadan devrilen o birkaç tuğladan ibaretti. Zaten bir şey anlatmaya ihtiyaçları yoktu; anlatabiliyorlarsa, hissetmiyorlardı. Dört bir yandan yükselen binaların karanlığında, gökyüzünü de göremez oldular.
Benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim -kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. Ve ben söylemek isterim ki, her şeye ve herkese kayıtsızım. Değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır.
Öğrenilen tüm gerçekler, başkalarına söylenen yalanlar sayesinde bulunur. Oysa içtenlik, gürültüden başka bir şey değildir. Bazı şeyleri içten yaptığını söyleyen, buna inandırmaya çalışan içi boş insanların içtenliklerinden çıkan kof ses, kafa şişirmekten başka bir işe yaramaz.