-Ben, diyordu, insan değilim. Çünkü üşüyorum. Sizler üzerinizi hatıralarınız, aileleriniz, dostlarınız, mesleklerinizle örterken ben üşüyorum. Çünkü bunların hiçbirine sahip değilim. Ve olmak istemiyorum. Benim üzerimde sadece kaşmir bir takım elbise var. Siz çıplakken üşümezsiniz, ama ben titrerim. Bütün dünyaya karşı kaşmir bir takım elbise. Soyunursam ölürüm...
Görünmez giysileriniz birer birer yok olduğunda öleceksiniz. Belki de uzun zamandır ölüsünüz.
Masanın ortasındaki, ağzına portakal sokulmuş bu domuz kadar ölüsünüz...
Hepinizi yemek istiyorum. Yiyip bitirmek. Doğal dengenin içinde hiçbir yeriniz yok. Aklınız ve onun ürünü olan dünya utanç verici. Hepinizi yemek istiyorum.
Zargana on iki yaşından beri birçok değişik karakterlere bürünerek sürdürmüştü hayatını. Çünkü içinin bir karbon kağıdı kadar boş olduğu ve doğarken bedeninin yanında bir de ruh verilmediğini biliyordu. Her şeyi denemişti. İnsanların karşısında farklı davranıp aldığı tepkileri seyrederek eğlendirmişti kendisini. Onların şaşırmalarını, mahcup olmalarını, kızmalarını, alay etmelerini büyük bir zevkle seyretmişti. Hayat televizyondan daha eğlenceli olduğu için bir koltuğa oturup patlamış mısır yiyen bir seyirci değil, ama hareket eden, konuşan bir seyirci haline gelmişti.