begonvil
küçük bir kız,
soluksuz bir göz, yanağı al
ayağında maviye yakın bir gökyüzü
ihtiyatlı, tedirgin ve nazarımda ise sükûnetli
içinde bana bakıp duran kara kara kahveler
titrek adımlarında ise takip edilemez korkular var
cin peri masalı gibi
çocuksu yani
bağırdı;
komşu bahçelerin süslerini kıskanan bahçıvanlar
kederdir dedi, anılara sökün eder dedi
soluk mercanlar, ekşi kokan süzek topraklar, künyesiz mezarlar
namlusu kırılmış bekçiler
hepsi birden bağırır
mistik kokular dağıtacak kahramanlarımız yoktu bizim
yalnızdık sabaha yakın gecelerde
yalnız gezerdik lüks evlerde
leylak kokusu taşıyan rüzgarlarımız da yoktu
leylaklar da yalnızdı
kendinde garip ağrılar taşırdı
rüzgarlı günlerde titremesi ondandı herhal
rüzgarlar ise
kılık değiştiren ölü derilerde saklanırdı
yani boşunaydı çabamız, arayışımız.