Öncelikle kitabın genel olarak akıcı olmasına rağmen, son 35 sayfa, yani sonsöz ve son anılar olarak belirtilen kısmı ve o kısımdan önceki son 50 sayfa civarını okurken sıkıldım. Çok fazla betimleme ve gereksiz kelime varmış gibi geldi gözüme, uyumadan önce okumuş olmamın da etkisi olabilir tabii.
Şimdiii küçük bi karakter yorumlaması çünkü okuldayım ve bol bol zamanım var ve sıkıldım.
İlk en sevdiklerimden bahsetmek istiyorum biraz. İhmenev bana çok sıcak geldi niyeyse. Seksenlerdeki fehmi baba gibi hissettirdi. Kızını içten içe çok sevmesi ama bir türlü affedememesi, gururuna yedirememesi çok tatlı geldi bana. Zaten sonrasında barıştılar.
Nelliyide sevdim denilebilir ama bazen çok yorucu oluyodu ve yorucu karakterleri okumakta zorlanıuorum. Ama elinde olan bişey değil tabi çok yaralanmış napsın
Açıkçası bunlar haricinde çok sevilcek biri gelmiyo aklıma. Kitabın ivan petroviçin ağzından yazılmasına rağmen çok pasif bi karakterdi bence yokluğu varlığı birdi ama onuda sevdim diyebilirim. Nataşaya duyduğu aşka rağmen kendini dizginlemesi ve kötü düşüncelere kapılmaması, ona her zaman bir abi gibi yaklaşması, hep affetmesi ve iyiliğini istemesi çok yüce hareketlerdi bence. Romanın en saf yürekli karakteri diyebilirim sadece dediğim gibi çok pasif kaldı.
Nataşa ve alyoşa başka bi mesele hayatımda daha yorucu toksik bi ilişki okumamıştım sanırım. Alyoşa çevresi tarafından bebek gibi görülüp şımartıldığı için iradesini zorlamıyo, ne eserse onu yapıyo ve anında pişman olup nataşayı üzdüğü için ağlıyo. Bi evlenme kararı alıyolar bi diyolarki sen katyanın yanında daha mutlu olursun. Çok toksikti zaten onlardan olmicağı belliydi.
Açıkçası ben alyoşayla katyanın olmasını daha doğru buldum çünkü alyoşa gerçekten katyayı daha samimi seviyodu, elinde olmadan seviyodu