Saatlerdir Türkiye'de son bir haftada işlenen kadın cinayetlerine dair bilgi topluyor, belge inceliyor ve metinler kaleme alıyorum. Basına yansıyanlar var, yansımayanlar var. Gazeteci meslektaşlarımla kurduğum temaslar sonucunda elime belge, görüntü, video ve tanıklıklar geçti. Bu materyallerin tamamı son derece hassas ve sarsıcı nitelikte. Sabah saat 05.00'te başladığım bu araştırmayı, fiziksel ve ruhsal olarak ağır bir yıpranmışlıkla sürdürüyorum. Bu haberleri araştırmanın ve yazmanın bedeli, yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil; bedende ve ruhta hissedilen çöküş emin olun. Gözlerimdeki kızarıklık, ellerimdeki titreme ve satırlara süzülen gözyaşları bunun açık göstergesidir. Burada benden bu bilgileri paylaşmamı talep edenler var. Ancak karşı karşıya kaldığım temel sorun, bu bilgileri nasıl sunacağım meselesi. Paylaşmam için derin bir şüzgeçten geçirmem gerekiyor, kaleme aldığım şekliyle paylaşmam mümküm değil çünkü ağir hassas içerik bütünüyle. Ama... Ben bu gerçekleri süzmek, yumuşatmak ya da steril hâle getirmek istemiyorum... Olanı olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla aktarmak istiyorum. Ne var ki bu açıklığın, zihni kirli erkekler için bir cesaret alanına dönüşmesinden, şiddeti yeniden üreten bir etki yaratmasından korkuyorum.
Öte yandan bu platformda yaşı küçük bireylerin de bulunduğunu biliyorum. 2013 doğumlu çocukların dahi erişim imkânı varken, bu denli ağır ve travmatik içeriklerin sorumsuzca paylaşılması mümkün değil. İçeriği ne kadar süzersem süzeyim, yaşananların vahşeti değişmiyor; acının ağırlığı azalmıyor.
Bu nedenle ne görüntüleri, ne videoları, ne de ham metinleri burada paylaşabiliyorum. Elbette içerikleri belirli ölçülerde filtreleyerek, biçimlendirerek yayımlamak mümkün. Ancak bu da bende derin bir vicdani rahatsızlık yaratıyor bunu belirteyim.