“Televizyonda Times Meydanı’nda sevinç gösterileri yapan insanları görüyordum ama sesi kısmıştım. Artık Marilyn yoktu ve gerçek hayat bitmişti. Kendimi ağır ve hüzünlü hissediyordum ve bunu kimsenin düzeltemeyeceğini biliyordum. Marilyn öldü. Tabutun içinde çürüyen bedenini düşündüm. O artık benim zihnimde yaşıyor.”
“Yine de ölümün kendisinden korkmamama rağmen sevdiklerimden ayrılacak olmanın daimi üzüntüsünü hissediyorum.
Bütün felsefi tezlere ve tıp görevlilerinin verdiği güvencelere rağmen birbirimizden ayrılmak zorunda olduğumuz gerçeğinin bir tedavisi yok.”
“Senelerce ölüm kaygısı ve yaşanmamış hayat hissi arasında pozitif bağıntı olduğuna inandım. Başka bir deyişle,hayatınızı ne kadar yaşamazsanız ölüm kaygınız o kadar artıyordu.”
“Çoğu insanı ölüm konusunda dehşete düşüren şey geleceğin kaybı değil,geçmişin kaybıdır. Aslında unutma davranışı hayatın içinde her zaman var olan bir ölüm biçimidir.”