Hayvan Çiftliği ince bir kitap ama etkisi baya büyük. İlk bakışta hayvanların çiftlikte isyan edip kendi düzenlerini kurmasını anlatan basit bir hikâye gibi duruyor. Ama satır aralarında ciddi siyasi göndermeler var.
Başta herkes eşitlik, adalet ve özgürlük istiyor. “Bütün hayvanlar eşittir” sözü umut veriyor. Fakat zamanla gücü elinde tutanlar değişiyor, kurallar sessizce yeniden yazılıyor ve eşitlik fikri yavaş yavaş anlamını kaybediyor. İşte kitap tam burada çarpıyor. Devrim yapanların zamanla eski düzenin kopyasına dönüşmesi insanı düşündürüyor.
En etkileyici kısım, çoğu hayvanın olan biteni fark etse bile ses çıkarmaması. Kimi korkudan, kimi alışkanlıktan, kimi de gerçekten inanmak istediği için susuyor. Gücü eline alanların dili nasıl değiştirdiğini, gerçeği nasıl çarpıttığını görmek de baya tanıdık geliyor.
Bence kitap tek bir dönemi değil, gücün olduğu her yeri anlatıyor. İnsan doğasının zaaflarını gösteriyor: Hırs, çıkar, körü körüne bağlılık. O yüzden hâlâ güncel.
Kısacası Hayvan Çiftliği, masal gibi başlayıp tokat gibi biten bir kitap. İnce ama ağır. Okuduktan sonra bazı cümleler aklında kalıyor ve ister istemez “Gerçek hayatta da böyle mi?” diye düşünüyorsun