İnsan bu kadar cesareti nereden buluyor, kendi türüne karşı bu kadar güveni nasıl besliyor? Bu kadar inancı insana verebilecek pek az şey var dünyada.
Halk, arkalarında bıraktığı dehşetten kaçıyor… Onların başına garip işler geldi ve bu işlerin bazıları o kadar insafsızca, bazıları da o kadar güzeldi ki, bu yüzden içlerinde inanç, bir daha sönmemek üzere yeni baştan ve ölümsüzlüğe değin alevlenmeye başladı.
Belki yeniden işe başlarız; yeni, zengin topraklarda, Kaliforniya’da… Orada meyve yetişiyor muş, yeniden başlarız!
Ama nasıl başlarsın… Yalnız bir bebek başlayabilir. Sana bana gelince… Biz geçmişte kaldık. Bir öfke, binlerce düş; bütün bunlar biziz… Bu toprak, bu kızıl toprak biziz; sel yılları, toz yılları, kuraklık yılları, hepsi de bizleriz. Biz yeniden başlayamayız. Eski Dertlerimizi, Ahlarımızı sattık. Hepsini satın aldı, ama daha içimizde duruyor; toprak sahipleri bizi kovdukları zaman, bu kovulan insanlar bizdik. Traktör evi yıkmadı, bizi yıktı… Yaşadığımız süre yıkık kalacağız. Ne Kaliforniya’ya ne de başka bir yere… Her birimiz acılarımızla birlikte yürüyen ,alardan oluşmuş bir geçit töreninin başında giden davuluz... Ve bir gün bu ıstırap ordusu aynı yönde yürüyecek ve bu yürüyüşten korkunç bir terör doğacak.
Düşündüm. Yalnız bu, düşünme değildi; düşünmekten daha derin bir şeydi. Tek vücut olunca nasıl kutsallaştığımız ve insanlığın tek vücut olduğu zaman ne kadar kutsallaşacağını düşündüm. Ve kötü bir adamın lokmayı ağzına alıp da kaçıp gittiği, önüne gelene itip ardına geleni teptiği ve kavga ettiği zaman insanlığın ne kadar kutsallıktan uzaklaştığını düşündüm.Bunlar, kutsallığı bozan insanlardır. Ama insanlar birlikte çalıştıkları zaman, bir insan başka bir insana karşı olmadığı, herkes aynı bütüne bağlı olduğu zaman… Ki vakit her şey iyi oluyor, hayır oluyor, kutsallaşıyor.