Belki yeniden işe başlarız; yeni, zengin topraklarda, Kaliforniya’da… Orada meyve yetişiyor muş, yeniden başlarız!
Ama nasıl başlarsın… Yalnız bir bebek başlayabilir. Sana bana gelince… Biz geçmişte kaldık. Bir öfke, binlerce düş; bütün bunlar biziz… Bu toprak, bu kızıl toprak biziz; sel yılları, toz yılları, kuraklık yılları, hepsi de bizleriz. Biz yeniden başlayamayız. Eski Dertlerimizi, Ahlarımızı sattık. Hepsini satın aldı, ama daha içimizde duruyor; toprak sahipleri bizi kovdukları zaman, bu kovulan insanlar bizdik. Traktör evi yıkmadı, bizi yıktı… Yaşadığımız süre yıkık kalacağız. Ne Kaliforniya’ya ne de başka bir yere… Her birimiz acılarımızla birlikte yürüyen ,alardan oluşmuş bir geçit töreninin başında giden davuluz... Ve bir gün bu ıstırap ordusu aynı yönde yürüyecek ve bu yürüyüşten korkunç bir terör doğacak.
Düşündüm. Yalnız bu, düşünme değildi; düşünmekten daha derin bir şeydi. Tek vücut olunca nasıl kutsallaştığımız ve insanlığın tek vücut olduğu zaman ne kadar kutsallaşacağını düşündüm. Ve kötü bir adamın lokmayı ağzına alıp da kaçıp gittiği, önüne gelene itip ardına geleni teptiği ve kavga ettiği zaman insanlığın ne kadar kutsallıktan uzaklaştığını düşündüm.Bunlar, kutsallığı bozan insanlardır. Ama insanlar birlikte çalıştıkları zaman, bir insan başka bir insana karşı olmadığı, herkes aynı bütüne bağlı olduğu zaman… Ki vakit her şey iyi oluyor, hayır oluyor, kutsallaşıyor.
İyi ama, bir takım adamların insanı dört yıl kilit altında tutması için elbette bir suç olmalı… Onlar her şeyi iyice düşündüklerini sandılar. Sonra da beni hapse attılar, dört yıl hapiste tuttular, beslediler. Bunu güya beni adam öldürmeyecek bir insan haline getirmek için ya da korkayım da bir daha adam öldürmeyeyim diye yaptılar.
Ama şimdi Herb ya da başka birisi çıksa da üzerime yürüse, ben yine aynı işi yaparım. Hiç düşünmeden. Hele bir de sarhoş olursam. İşte insanın canını sıkan bu aptallık.