Mal, insan demektir, ondan daha güçlüdür. İnsan küçüktür, büyük değildir. Yalnız insanın malları kendisinden büyüktür; insan malının uşağıdır. İşte bunu da böylece belle.
Biz bu toprağın üstünde doğduk, bu toprağın üstünde vurulduk, bu toprağın üstünde öldük. Bu toprak bir işe yaramasa bile, yine bizim toprağımızdır. Bu toprağı bizim yapan da bunlardır; onun üstünde doğmamız, onu işlememiz, onun üstünde ölmemiz. İnsana malın sahibi olmak hakkını kazandıran bunlardır, üzerinde bir sürü rakamlar yazılı bir kâğıt değil!...
Hepsi kendilerinden daha büyük bir şeyin elinde tutsaktır. Bazıları kendilerini bu çeşit davranışa götüren matematikten iğrenmeteydi, bazıları korkmaktaydı, bazıları da insanı düşünceden ve duygudan kurtardığı için matematiğe bayılırdı. Eğer bir banka ya da malî bir kurum toprağın sahibiyse, mal sahibinin adamı: «Banka... ya da Şirket... istiyor... ısrar ediyor... alacak...» derdi. Sanki Banka ya da Şirket bir devmiş de, düşünerek, bilerek onları tuzağa düşürmüş gibi. Bu adamlar Bankaların ya da Şirketlerin sorumluluklarını üzerlerine almazlar; çünkü onlar, hem insan hem de tutsaktırlar, Bankaların, hem makine, hem de patron oldukları gibi...