Kübra Nur Koç

Kübra Nur Koç
@Bookbird
- Bir sürü maskaralık , diye söylendi. Bu söz, kanaatini açıklıyordu; çünkü zevkler, bir okul av­lusundaki çocuklar gibi, kalbinin üzerinde o kadar tepinip durmuştu ki, orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse, çocuklardan daha sersem, onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu.
Sayfa 220
Reklam
Neden birbirimizle tanıştık? Hangi rastlantı bunu istedi? Hiç şüphe yok, birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi, aradaki mesafeye rağmen, ikimizin de üstünden kayıp gittiğimiz inişler bizi birbirimize doğru itti.
Sayfa 160
Fakat iki türlü ahlak vardır, dedi; biri, küçüğü, göreneğe kaçanı, insanların ahlak dediği şey, durmadan değişen ve yüksek perdeden atıp tutan, saman altından su yürüten, şurada gördüğümüz budala toplantısı gibi, çıkarcıların ahlakı. Fakat öbürü, ebedi ahlak; etrafımızı saran peyzaj ve bizi aydınlatan mavi gökyüzü gibi bir gül çepeçevre ve yukarıda bulunan ahlak.
Sayfa 156
Rodolphe: - Ah, yine, dedi. Yine, hep vazife, vazife. Bu kelime ha­rap ediyor beni. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırlı, eli tespihli bir alay sofu karı, durmamacasına kafamızı şişiri­yor vazife, vazife diye. Anladık, ama vazife, büyük olanı his­setmek, güzel olanı candan sevmektir; yoksa toplumun sırtı­mıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir. Madam Bovary itiraz ediyordu: - Ama yine de ... ama yine de ... - Hayır , hayır! Ne diye ihtirasların aleyhinde nutuk vermeli? Şu dünyada tek güzel şey, kahramanlığın, coşkunlu­ğun, şiirin, müziğin, sanatların, nihayet her şeyin kaynağı de­ğil mi o ihtiraslar?
Sayfa 155
Hani insan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir gibi olur..
Sayfa 124
Reklam