Bireyin görüş açısından böyle görülebilir fakat devlet açısından bakınca biraz farklıdır,” dedi Toporov, “Saygılarımla.”
Halkın çıkarlarıymış,” diye Toporov’un sözlerini tekrarladı. “Senin çıkarların, yalnızca senin,” diye düşünüyordu.
Adaleti sağlayan, dini koruyan ve halkı eğiten kurumların çalışma izlerinin görüldüğü bütün yüzleri, izinsiz içki sattığı için cezalandırılan köylü kadından, hırsızlık yaptığı için cezalandırılan delikanlıdan, serserilikten ceza yiyen serseriden, yangın çıkarmaktan suçlu kundakçıdan, hırsızlıktan yatan bankerden, sırf gerekli bilgileri almak için onca acı çektirilen Lidiya’dan, Ortodoksluk kurallarını çiğnedikleri için cezalandırılan tarikatçılardan ve yeni bir anayasa istediği için cezalandırılan Gurkeviç’ten başlayarak tek tek gözünün önünden geçirdikten sonra Nehlüdov’un aklına beklenmedik bir açıklıkla bütün bu insanların adaleti çiğnedikleri ya da yasadışı işler yaptıkları için değil, sadece memurların ve zenginlerin halktan topladıkları zenginliğe sahip olmalarını engelledikleri için yakalandıkları, hapse atıldıkları ya da sürgüne gönderildikleri düşüncesi geldi.
İzinsiz içki satan kadın da, kentte sürten hırsız da, bildirileri saklayan Lidiya da, boş inançları yıkan tarikatçılar da, anayasa isteyen Gurkeviç de buna engel oluyordu. İşte bu yüzden Nehlüdov, teyzesinin kocasından, senatörlerden ve Toporov’dan bütün o bakanlıklardaki masaların arkasında oturan ufak tefek, tertemiz, nazik baylara kadar tüm memurların, suçsuz insanların çile çekmesine zerre kadar şaşırmadıklarını, tek düşündükleri şeyin bütün tehlikeli insanları ortadan kaldırmak olduğunu son derece açık bir şekilde anlamıştı.
Öyle ki tek bir suçsuzu mahkûm etmemek için on suçlunun bağışlanması kuralı hiç hesaba katılmadığı gibi, tam tersine tıpkı çürük parçadan