Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı - ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir.
Etkin olmak, dinlenmeyi bilmektir.
Çözülebilir sorun yoktur. Bir sorunun varlığı, özün de, bir çözümün yokluğunu taşır. Bir olguyu aramak, olgunun var olmadığı anlamına gelir. Düşünmek, var olmayı bilmemektir.
Razı olmak boyun eğmeyi ifade eder; öte yandan yenmek razı olmak demektir, dolayısıyla ucu yenilmeye çıkar. İşte bu yüzden her zaferle insan biraz daha bayağılaşır. Galipler, onları savaşmaya, zafere götürmüş olan yorulabilme yetisini, bugünün karşısında yitiriverirler. Hallerinden memnundurlar artık, oysa insan ancak bir şeye razı olursa, galiplerin zihniyetine sahip değilse memnuniyet duyabilir. Yenmeyi bilenler, hiç yenmemiş olanlardır. Güçlü olan, kendi cesaretini durmadan kırabilendir. En iyisi, en soylusu vazgeçmektir. En yüce imparatorluk, normal hayattan, başkalarıyla görüşmekten vazgeçen, üstünlük kaygısını sırtında bir mücevher sandığı gibi hissetmeyen, altında ezilmeyen bir imparatorun hükmünde olandır.
Soyut ülküler uğruna, politikacıların işlerine geldiğince sağa sola bükecekleri sloganlar uğruna değil de, sonunda kendi kurtuluşu adına savaştığını bilmek, içini ateşli bir coşkuyla dolduruyordu. Bir zamanlar zafer adına nasıl canla başla çarpışmışsa şimdi de yenilgi adına inanç ve bağlılıkla savaşan Albay Gerineldo Marquez, gözünü budaktan sakınmadığı, gereksiz yere canını tehlikeye attığı için Aureliano'ya çıkışıyordu. Aureliano gülümseyerek, -Sen merak etme, diyordu. -Ölmek sanıldığından çok daha zor. Onun için gerçekti bu. Ecelinin önceden belirleneceği inancı, ona gizemli bir bağışıklık, belirli süreler için ölümsüzlük getiriyor, Aureliano böylelikle savaşın en tehlikeli anlarında korkusuzca öne fırlıyordu. Yine bu nedenle, zaferden çok daha zor, çok daha kanlı ve çok daha pahalıya mal olan yenilgiyi kazanabildi.