Yağmur aktığı yanaklarımdan ruhumu okşasın, temizlesin istedim onu bir nebze. Onun sessizliğini alıp benim ruhuma karıştırsın, ikimizin acısı aynı bedende yansın istedim. Tek bir bedende çekersek bu ıstırabı en azından birimiz mutlu olabilirmişiz gibime geldi o an için... Çünkü biliyordum artık, o da zihnindeki karanlıktan daha da gölgelere sığındığı için kapatıyordu tüm o perdeleri... Ama karanlıkta küçücük de olsa bir ışığa muhtaç olduğumuz için ateşe veriyordu ikimizi.
Burada bir yerlerde olmalıydı, hayatımın hiçbir döneminde beni tamamen bırakmamıştı Doruk. Beni yalnız bırakmazdı, bir yerlerde mutlaka beni izliyor olurdu, herkes gitse de o kalırdı. Her şeyin bittiği yerde Doruk Ilgaz muhakkak yeniden başlamanın yolunu bulurdu. Her şey yok olup bir tek o kalsa da olurdu. Ama o olmazsa olmazdı işte. Onun olmadığı bir dünyada yaşamanın manası yoktu. Onun gözlerinin maviliklerinden uzakta nefes alamazdım ben, onun denizinden uzakta boğulurdum.
Yanılmıyordum ama o yanılmamı istiyordu. Birçok konuda olduğu gibi. Onu sevmemi istiyordu ama bana o gözle bakmıyordu, beni sevmiyordu ama üzülmememi istiyordu, onun için özel olduğumu söylüyordu ama beni bir türlü sevemiyordu. Doruk şu söylediği şeyler her zaman doğru olan çocuklardandı. Onun ağzından çıkan şeyleri sorgulama gereksinimi duymazdınız. Ben de ona inandım. Doğru kelimeleri bulamasam da beni anladığını biliyordum. Çünkü aramızda tarif edilemez bir bağ vardı. Aşk değildi. O kadar basit değil.