Fcciingfg

Fcciingfg
@Booklover12
İki cinsiyet dünyayı hiçbir zaman eşit olarak paylaşmamıştır; koşulları evrilmekte olsa da, günümüzde kadın hâlâ büyük ölçüde engellenmiş durumdadır. Hemen hemen hiçbir ülkede kadının yasal statüsü erkeğinkine eşit değildir, çoğunlukla erkek kadının önüne geçer. Birtakım haklar kadına soyut olarak tanındığında bile, bu hakların örf ve ådetlerde somut ifadesine kavuşmasını engelleyen uzun bir gelenek vardır. Ekonomik açıdan erkekler ve kadınlar neredeyse iki kast oluştururlar. Başka her şey eşit olduğunda bile, erkekler bu yeni rakiplerine göre daha avantajlı konumlara, daha yüksek ücretlere, daha çok başarı şansına sahiptirler; sanayide, politikada vb. sayıları çok daha fazladır ve en önemli konumları ellerinde tutanlar da onlardır. Sahip oldukları somut güçler dışında, çocukların eğitimiyle kuşaktan kuşağa aktarılan bir saygınlık atfedilir onlara. Şimdiki zaman geçmişi sarmalar ve geçmişte tüm tarihi yapan erkekler olmuştur. Kadınlar dünyanın şekillendirilmesinde rol oynamaya başladığı halde, bu dünya hålâ erkeklere ait bir dünyadır.
Reklam
Kadınların eylemi hiçbir zaman simgesel bir hareketten öteye geçememiştir. Kadınlar sadece erkeklerin onlara gönüllü olarak bahşettiği hakları kazanmışlardır; hiçbir şeyi almamışlar, sadece onlara verilene sahip olmuşlardır.
Sayfa 28
Kimi zaman, soyut tartışmalar sırasında erkeklerin bana “Böyle düşünüyorsunuz çünkü kadınsınız," demesi sinirlendirmiştir beni, ama bilirim ki tek savunmam, öznelliğimi ortadan kaldırarak "Böyle düşünüyorum çünkü bu doğru," yanıtını vermek olacaktır. "Siz de tam tersini düşünüyorsunuz çünkü erkeksiniz" demem söz konusu değildir, çünkü erkek olmanın bir özel durum olmadığı varsayılır; bir erkek, erkek oluşuyla doğru yerdedir, yanlış yerde duran kadındır. Nasıl ki eskiden mutlak bir düşey ve bu düşeye göre tanımlanan bir eğik olduğu düşünülüyorsa, fiilen mutlak bir insan tipi vardır, o da erkektir. Kadının yumurtalıkları, bir dölyatağı vardır; işte bunlar kadını öznelliği içine kapatan özel koşullardır. Kadının salgı bezleriyle düşündüğü çok kolay söylenir. Erkek kendi anatomisinde de hormonların, yumurtaların var olduğunu muhteşem bir biçimde unutur. Bedenini, nesnelliği içinde kavradığını sandığı dünya ile kendi arasında kurulmuş doğrudan ve olağan bir ilişki olarak görür, kadının bedeniniyse tüm özgüllükleriyle ağırlaşmış bir engel, bir hapisane sayar. Aristoteles “Dişi, belirli niteliklerin yokluğundan ötürü dişidir," diyordu. “Kadınların kişiliğini doğal bir kusurla malul olarak kabul etmeliyiz." Onun izinde, Aziz Thomas da kadının bir "eksik erkek", "rastalantısal" bir varlık olduğunu buyurur. Havva'nın, Bossuet'nin kullandığı sözcükle, Âdem'in 'fazla kaburga kemiği''nden çıkarıldığını anlatan Yaratılış öyküsü de zaten bunu simgeleştirilir. Insanlık erkektir ve erkek, kadını kendi içinde değil, (erkeğin) kendisine göre tanımlar; kadın özerk bir varlık olarak görülmez.
Sayfa 26
Diyelim ki kadın erkeğin "saygın eşi" olarak yeryüzünde bir yere sahip oldu, haklardan ve ekonomik bağımsızlıktan yoksun olduğu için o yere zincirlenmez mi? Kadın, erkeğin efendi olduğu bir dünyada ekonomik bağımsızlığa ve özgürlüğe sahip olsa bile, kendi değerleri uyarınca dünyaya yeniden şekil veremedikçe bu özgürlük içi boş bir özgürlük olmaz mı? Bugün kullandığımız dille söylersek "toplumsal cinsiyet eşitliği yoksa, 'bir hiç' içindir bu özgürlük." O halde amaç, ne soyut anlamda haklara sahip olmak ne de sadece ekonomik bağımsızlık kazanmaktır; amaç özgürlüğü bilfiil, etkin, dünya kurucu hale getirebilmektir. Özgürlük, insanın varoluşunun hareketi içinde kendi özünü kurması ve dünyada açığa vurmasıdır. Özgürlük özgürlüğün önündeki engelleri aşmaktan ibaret değildir, sadece içte yaşanan bir duygu da değildir. İnsanın dünyada kendisini kurması, ilişkiler kurması, dünyayı şekillendirmesiyle ilgili bir meseledir. İlişkilerinin ve yaşadığı dünyanın onu yansıtabilmesiyle ortaya çıkar.
Siz hiç gazetede, "Kocası karısına tecavüz etti" diye haber okudunuz mu? Evliyken olan tecavüzü kimse tecavüzden saymaz.