Bir hafta boyunca elimde sürünen bir kitapla geldim bugün. Aslında konusu oldukça güzel olmasına rağmen enerjimiz bir türlü uyuşmadı. Şimdi nedenini açıklayayım.
Brianna, eşinin ihanetiyle biten evliliğinin ardından hem kendi kırıklarını sarmaya hem de böbrek hastası kardeşinin mental sorunlarıyla ilgilenmeye çalışıyordur. Tüm bu karmaşanın içinde, acil servisin yeni şefi olacağını düşünürken, hastaneye gelen ve çoktan “Doktor Ölüm” lakabını almış Jacob ile kendini sahte bir ilişkinin ortasında bulması da hayatını kolaylaştırdığı gibi aynı zamanda düşünmek istemediği bazı ikili duygusal durumlara sokacaktır.
Kitabın genelinde her şey fazlasıyla uzatılmıştı. Travmalar üzerine kurulu bir hikaye olmasına rağmen karakter gelişimleri nazarımca gereğinden uzun sürdü. Üstelik bu bir romcom; dolayısıyla bir yerden sonra romantizm ve mizahın devreye girmesini bekledim ama o geçiş çok geç geldi. Ya da gelip gelmemek arasında ara bir noktada kaldı.
Jacob, anksiyetesiyle savaşan, mükemmel yazılmış bir erkek karakterdi. Fakat Brianna —her ne kadar doğru şeyler yapıyor olsa da— bir türlü kalbimi kazanamadı. Özellikle final öncesinde geçmişine verdiği abartılı tepki, duygusal anlamda bana hiç geçmedi. Sanki yazar her bölüme ayrı bir konu başlığı koymuş da duyguları bu çizelgeye göre yazmış gibiydi.
Ne romantizm tarafı beni etkiledi, ne de mizahi yönü bana geçti. Belki de kitaba bayılamamın sebebi karakterlerle hiçbir bağ kuramamamın etkisidir. Yine de, anksiyeteyle mücadele eden, terkedilmiş, yeniden sevmeyi öğrenmeye çalışan karakterleri okumak isterseniz bu kitap size göre olabilir.
Ama bana geçmedi.
Addio.