İnsanı tanıma sanatı, bir insanı sadece davranışlarına bakarak değil aynı zamanda çocukluğu ve çevresine bakarak tanımlayabileceğimizi söyleyen, psikolojiye ilgi duyanlar için harika bir kitaptı.
Kitabın ana mantığının ve yazarımızın bakış açısında aslında bireyin kişiliği kalıtsal değil, kişiliğin yapı taşlarında aile, toplumsal ve çevre faktörler, anne, baba, kardeş hepsinin ok ile gittiği yer ise bireyin çocukluğu.
Yazarımız kişinin çocukluğundaki travmalarının hayatını nasıl etkileyeceğini önemle anlatıyordu kitapta.
Aynı zamanda size karşınızdakini yargılamadan önce elinizde derli toplu birkaç bilginin olması gerektiğini savunurken, hayatının güçlüklerini geride bırakarak bugüne gelen kişinin yaşamın iyi ve kötü yanlarını daha iyi görebileceğini savunuyor. Kitapta en sevdiğim sözlerden biri; “oysa yaşamda önemli olan haklı ya da haksız sayılmak değil, ilerlemek ve başkalarının ilerlemesine katkıda bulunmaktır.” idi.
Kitabın her başlığını açıklamaya çalışsam yorum sığmaz. Ama türü sevenler için pişman olacağınız bir kitap olmadığını önemle belirtmek isterim.
Sadece okurken dikkatinizi canlı tutmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü her ne kadar sade gibi dursa da kitap ağır ilerliyor. Bu da okurken düşündüren özelliğinden dolayı. İlk 100 sayfayı bir hafta da kalan 100 sayfayı iki üç gün gibi bir süre de bitirdim.
Kendini bulmak, başkalarını aynı gözle değil de farklı açılardan da değerlendirebilmeye iten güzel bir kitap okumak isteyenler şiddetle tavsiye ediyorum.
Peki siz kişinin birey olabilmesinde çocukluğun ne kadar etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Addio..
Kanımızca, feminizmin şimdiye kadar amaçladığı özgürlük ve esitliğe karsı çıkmak için bir neden yoktur; tersine, bunların enerjik biçimde desteklenmesi gerekir; çünkü tüm insanlığın mutlulugu ve yaşam kıvancı, kadının kadınlık rolüyle uzlaşmasını sağlayacak koşulların yaratılmasına, ayrıca erkeğin, kadınla arasindaki ilişki sorununu çözümleyecek güce kavuşmasına bağlıdır.
Ancak tarihin, özellikle bireysel yaşam konusundaki bilgilerimizin, yani bireysel psikolojimizin ortaya koyduğuna gore, insan ruhu ekonomik temellerden kaynaklanacak dürtülere hatalı yanıtlar vermekten hoşlanmakta ve bu hatalardan ancak yavaş yavaş kendisini kurtarabilmektedir. Yani mutlak gerçek'e götüren yol çok sayıda yanılgıdan geçmektedir.